4. Giriş: Bir haberleşme uygulaması nasıl kitlesel suçlama aracına dönüştürüldü?
ByLock yargılamalarının merkezinde yalnızca bir yazılım bulunmuyor. Tartışma, dijital bir temas kaydından kişinin kimliğine; kişiden bilinçli kullanıma; bilinçli kullanımdan örgütsel amaca ve nihayet silahlı örgüt üyeliğine uzanan bir ispat zinciri hakkındadır.
Bu zincirin her halkası ayrı bir olgudur:
- Bir sunucuya teknik bağlantı kurulmuş olması,
- Bağlantının belirli internet aboneliğiyle eşleştirilmesi,
- Aboneliğin belirli kişiye ait olması,
- Trafiği o kişinin cihazının üretmesi,
- Uygulamanın cihazda bilinçli olarak çalıştırılması,
- Hesabın o kişi tarafından kullanılması,
- Kullanımın örgütsel amaç taşıması,
- Kişinin örgütün suç niteliğini bilmesi,
- Hiyerarşiye isteyerek dâhil olması.
Birinci aşamanın varlığı sonuncu aşamayı kendiliğinden kanıtlamaz. Fakat çok sayıda dosyada bu farklı aşamalar, “ByLock kullanıcısı” etiketi altında tek bir kesin sonuç gibi ele alındı.
AİHM’in Yalçınkaya kararında sorunlu bulduğu yaklaşımın özü de budur: Teknik bir kullanım iddiasının, kişinin bireysel bilgisi, kastı, rolü ve davranışları ayrıca açıklanmadan suçun bütün maddi ve manevi unsurlarının yerine geçirilmesi.
Bu makale, ByLock’un hiçbir koşulda delil olamayacağını savunmamaktadır. Mesaj içeriği, kullanıcı hesabı, cihaz incelemesi, doğrulanmış hiyerarşik talimatlar ve başka güvenilir deliller somut bir dosyada değerlendirmeye alınabilir. Ancak bir kurum listesi, IP kaydı veya sonuç raporu kendi kendisini doğrulayan ve bütün suç unsurlarını tamamlayan delil değildir.
Makalenin merkezindeki soru şudur:
**Devlet, bu kişinin ByLock’u gerçekten, bilerek ve örgütsel amaçla kullandığını bağımsız olarak denetlenebilir hangi somut delille kanıtlamıştır?**
5. ByLock nedir ve Türk makamları ByLock’a nasıl bir anlam yükledi?
Doğrulanmış olgular
Kaynak paketindeki teknik incelemeye göre ByLock, 2014 başlarında genel uygulama mağazalarında yayımlanan şifreli mesajlaşma uygulamasıdır. Fox-IT’in açık kaynak incelemesi, uygulamayla bağlantılı sunucu alan adlarının en geç Nisan 2014’ten Mart 2016’ya kadar uzanan izlerini tespit etmiştir. Her kişi bakımından kesin kullanım dönemi ise bireysel teknik kayıttan belirlenmelidir.
Resmî ve yargısal yaklaşım
Türk makamlarının temel yaklaşımı, ByLock’un resmî adlandırmayla “FETÖ/PDY” tarafından gizli örgütsel haberleşme amacıyla tasarlandığı ve münhasıran ya da esas olarak bu yapı mensuplarınca kullanıldığı yönündedir.
MİT, kullanıcıları “deşifre ettiğini” resmî olarak açıklamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26 Eylül 2017 tarihli temel kararında, uygulamaya örgüt talimatıyla dâhil olunduğunun ve gizli haberleşme amacıyla kullanıldığının teknik verilerle her türlü şüpheden uzak biçimde belirlenmesi hâlinde ByLock kullanımı örgüt bağlantısını gösteren delil olarak kabul edilmiştir.
Bu yaklaşıma yönelik temel hukuki itiraz
Bir yapının devlet tarafından “FETÖ/PDY” olarak adlandırılması, belirli kişinin:
- O yapının üyesi olduğunu,
- Yapının suç niteliğini ilgili tarihte bildiğini,
- Suç işleme amacını benimsediğini,
- Hiyerarşiye katıldığını,
- Emir ve talimat aldığını,
- Somut bir suç işlediğini
kanıtlamaz.
Aynı şekilde bir uygulamanın bazı kişilerce örgütsel amaçla kullanılmış olması, uygulamayla ilişkilendirilen herkesin aynı amacı taşıdığını göstermez.
Uygulama, hesap, kişi ve suç birbirinden ayrı kategorilerdir. Devletin verdiği kurumsal adlandırma ve MİT’in kullanıcı sonucu, kişisel suçluluğun yerine geçemez.
6. Resmî ve yargısal yaklaşım
Türk yargısının erken dönem ByLock yaklaşımı, uygulamanın özellikleri ve iddia edilen kullanım yöntemi üzerinden güçlü bir delil kategorisi oluşturdu.
Bu yaklaşımda genellikle:
- Hedef ByLock IP’lerine bağlantı,
- CGNAT kayıtları,
- GSM hattı veya internet aboneliği,
- MİT kullanıcı listesi,
- User-ID eşleştirmesi,
- Uygulama içindeki roster veya kişi listesi,
- Mesaj ve e-posta içerikleri,
- Kullanıcı adı, parola veya kod adı,
- Tanık ve etkin pişmanlık beyanları
birlikte veya bazı dosyalarda sınırlı bir kısmıyla kullanıldı.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017 tarihli formülü, “örgüt talimatıyla ağa dâhil olma” ve “gizli haberleşme amacı” şartlarını içermekteydi. Ancak AİHM, iç hukuk uygulamasında bu teorik şartların çoğu zaman ByLock kullanım tespitinin kendisinden otomatik olarak çıkarıldığını belirledi.
Yargıtayın sonraki kararlarında daha ayrıntılı ayrımlar da ortaya çıktı. User-ID’nin başka kişiye ait olabileceği kabul edildi; kullanıcı irtibatlarının, tanıkların ve mesaj içeriklerinin araştırılması istendi. 2024 ve 2025 tarihli bazı kararlarda eksik araştırma nedeniyle bozma veya beraat gerektiği sonucuna ulaşılırken, kod adı, örgütsel görev, mesaj içeriği ve güvenilir tanık bulunan dosyalarda mahkûmiyetler onandı.
Dolayısıyla iç hukuk yaklaşımı zaman içinde tek çizgili olmaktan çıkmış olsa da ByLock’un uzun süre suçun bütün unsurlarını tamamlayan başat delil gibi kullanılması temel tartışma konusu olmaya devam etti.
7. Bu yaklaşıma yönelik temel hukuki itiraz
ByLock’a ilişkin temel itiraz, bir haberleşme uygulamasının teknik kullanımından örgüt üyeliğinin bütün unsurlarına otomatik geçiş yapılmasıdır.
Bir kişi gerçekten uygulamayı kullanmış olsa bile bu olgu tek başına:
- Silahlı bir yapının suç niteliğini bildiğini,
- Bu suç amacını benimsediğini,
- Örgüte katılma iradesi taşıdığını,
- Hiyerarşik yapıya teslim olduğunu,
- Emir ve talimata göre hareket ettiğini,
- Özel kast taşıdığını,
- Aktif ve sürekli örgütsel katkı sunduğunu
göstermez.
Haberleşme araçları amaçları bakımından nötrdür. Telefon, e-posta, mesajlaşma uygulaması veya şifreli iletişim sistemi hukuka uygun amaçlarla da suç amacıyla da kullanılabilir. Aracı kullanan kişinin cezai sorumluluğu, aracın teknik özelliklerinden değil, kendi bilinçli ve iradi eylemlerinden doğar.
Bu nedenle “ByLock kullanmıştır” cümlesi, ancak kullanmanın nasıl belirlendiği ve kullanımın ne içerdiği açıklandıktan sonra anlam kazanabilir. Daha sonra ayrıca TCK 314/2’nin maddi ve manevi unsurları kurulmalıdır.
Kullanım ile üyelik arasındaki boşluğu varsayım dolduramaz.
8. MİT verilerinin elde edilmesi ve adli makamlara aktarılması
Doğrulanmış olgular
MİT, ByLock kullanıcılarını tespit ettiğini ve elde ettiği bilgileri adli makamlara ilettiğini resmî olarak açıklamıştır. 2937 sayılı Kanun, MİT’in istihbarat toplama ve ilgili makamlara bilgi iletme yetkilerinin iç hukuk çerçevesini oluşturur.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, **Ferhat Kara** kararında, MİT’in verileri edinip savcılığa iletmesi ve bunların yargılamada kullanılması bakımından açık bir keyfîlik veya hukuka aykırılık tespit etmemiştir. AYM aynı zamanda somut ve esaslı itirazların gerektirdiği araştırmaların yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Teknik değerlendirme
Bir kurumun veriyi elde etme ve aktarma yetkisi, şu soruları kendiliğinden cevaplamaz:
- İlk teknik materyal tam olarak nereden alındı?
- Fiziksel veya mantıksal kaynak neydi?
- İlk edinme tarihi ve kullanılan yöntem neydi?
- Orijinal materyalin adli imajı çıkarıldı mı?
- İlk ve sonraki kopyaların hash değerleri nelerdir?
- Ham veri dönüştürülürken hangi işlemler yapıldı?
- Kaç farklı veri ve liste sürümü üretildi?
- Eşleştirme yöntemleri ve parametreleri değişti mi?
- Verinin kimlerin elinden geçtiği kayıt altına alındı mı?
Kamuya açık kaynaklarda orijinal dijital materyallerin bütün imajları, hash listeleri, eksiksiz teslim zinciri ve sürüm geçmişi elde edilememiştir. Bu, materyalin mutlaka değiştirildiğini göstermez. Ancak savunma ve bağımsız uzmanlar bakımından doğrulanabilirlik sorununu ortaya çıkarır.
Sitenin hukuki değerlendirmesi
MİT raporu, kurumun ulaştığı sonucu gösterir. Tarafsız ve bağımsız bilirkişi raporuyla aynı şey değildir.
İstihbarat bilgisi soruşturmayı başlatabilir. Mahkûmiyet ise hukuka uygun elde edilen, kişiye aidiyeti gösterilen, duruşmada tartışılan ve savunmanın etkili biçimde inceleyebildiği delillere dayanmalıdır.
Bir kurumun “kullanıcıdır” sonucunu yine aynı kurumun açıklamasıyla doğrulamak bağımsız doğrulama değildir.
9. İstihbari bilgi ile ceza yargılamasında kullanılabilir delil arasındaki fark
İstihbarat faaliyeti ile ceza muhakemesi farklı amaçlara ve güvencelere sahiptir.
İstihbarat, riskleri ve bağlantıları belirlemeye yönelik geniş kapsamlı bilgi toplama faaliyeti olabilir. Ceza yargılaması ise belirli kişinin belirli suçu işlediğini, kanuni unsurlarıyla ve kişisel kusuruyla ispatlamalıdır.
Bir istihbarat listesinde kişinin adının bulunması:
- Listenin nasıl üretildiğini,
- Kullanılan ham verinin güvenilirliğini,
- Kişiye eşleştirmenin doğruluğunu,
- Kişinin bilinçli kullanımını,
- Suçsal amacı
kendiliğinden açıklamaz.
Ceza mahkemesinin görevi istihbarat sonucunu tekrar etmek değil, sonucu oluşturan veriyi ve yöntemi denetlemektir.
**İstihbari bilgi, delil araştırmasının başlangıç noktası olabilir. Mahkûmiyetin son sözü olamaz.**
10. Ham veri, veri bütünlüğü ve muhafaza zinciri
Dijital bir tespitin güvenilirliği, yalnızca sonuç raporuna değil, sonuca götüren materyalin bütünlüğüne bağlıdır.
Teknik olarak aranması gereken güvenceler
Orijinal dijital materyalin kaynağı ve edinme tarihi açıklanmalıdır. İlk adli kopyanın hash değeri bulunmalı; sonraki kopyaların aynı materyal olduğu gösterilmelidir. Veriyi kimin aldığı, kopyaladığı, dönüştürdüğü, incelediği ve savcılığa ilettiği kayıt altına alınmalıdır.
Liste veya rapor üretildiyse:
- Kullanılan veri seti,
- Filtreleme kuralları,
- Eşleştirme algoritması,
- Tarih, saat ve port parametreleri,
- Elenen kayıtlar,
- Sürüm değişiklikleri,
- Hata kontrol yöntemi
açıklanmalıdır.
Fox-IT raporunun değerlendirmesi
Savunma tarafından görevlendirilen Fox-IT, MİT raporundaki veri edinme, imaj, hash, muhafaza zinciri, yöntem ve tekrar üretilebilirlik eksikliklerini eleştirmiştir. Rapor ayrıca uygulamanın halka açık mağazalarda bulunmasına, IP’den kişiye atfın sınırlarına ve bazı sonuç ya da ekran görüntüsü tutarsızlıklarına dikkat çekmiştir.
Fox-IT ham sunucu verisine erişemediğini açıkça belirtmiştir. Bu nedenle raporun “manipülasyon” ihtimaline ilişkin değerlendirmesi önemli bir uzman görüşüdür; fakat kasten sahte delil üretildiğine dair kesin mahkeme bulgusu değildir.
Sitenin hukuki değerlendirmesi
Hash veya muhafaza zincirinin kamuya açıklanmaması tek başına sahtecilik kanıtı değildir. Fakat verinin bütünlüğü ve aynı veriden aynı sonucun tekrar üretilebilmesi gösterilemiyorsa, kullanıcı atfı tartışılmaz maddi gerçek olarak kabul edilemez.
11. IP, CGNAT, GSM hattı, cihaz ve fiilî kullanıcı ayrımı
ByLock dosyalarında farklı teknik katmanların birbirine karıştırılmaması gerekir.
IP ve CGNAT kaydı
Hedef IP veya CGNAT kaydı, kayıtlar doğru ve eksiksizse, belirli tarih ve saatte belirli kamu IP’si ve port üzerinden hedef adrese trafik geçtiğini gösterebilir.
Ancak tek başına:
- Trafiği hangi kişinin ürettiğini,
- Hangi cihazın kullandığını,
- Uygulamanın çalıştırıldığını,
- Kullanıcı hesabına giriş yapıldığını,
- Mesaj gönderildiğini,
- Kullanım amacını
göstermez.
CGNAT eşleştirmesinde kaynak ve hedef IP’nin yanında port, kesin zaman, saat dilimi ve operatör tahsis kayıtları önemlidir. Ortak Wi-Fi, NAT, dinamik IP, eksik port bilgisi veya zaman uyumsuzluğu yanlış eşleştirme riski doğurabilir.
İnternet aboneliği
İnternet aboneliği bağlantının belirli sözleşme üzerinden geçtiğini gösterebilir. Abonenin fiilî kullanıcı olduğunu göstermez.
Aile evi, öğrenci yurdu, okul, işyeri, askerî birlik ve misafir ağı aynı aboneliği çok sayıda kişinin kullanmasına imkân verebilir.
GSM hattı ve cihaz
MSISDN veya GSM aboneliği, hattın kimin adına kayıtlı olduğunu gösterir. Hattı olay tarihinde kimin kullandığını kesinleştirmez.
IMEI, belirli cihazın ağa bağlandığını gösterebilir. Cihazın o anda kimde olduğunu veya uygulamanın örgütsel amaçla kullanıldığını göstermez.
Fiilî kullanıcı
Kişiye aidiyet için mümkün olduğunca:
- SIM ve IMEI geçmişi,
- Cihaz adli imajı,
- Kullanıcı profili,
- Uygulama oturum kayıtları,
- Login tokenı,
- Kullanıcı adı ve parola,
- Mesaj veri tabanı,
- Zaman çizelgesi,
- Fiziksel erişim ve konum
birlikte incelenmelidir.
**İnternet abonesi, GSM hattı sahibi, cihaz sahibi, uygulama hesabı sahibi ve fiilî kullanıcı otomatik olarak aynı kişi değildir.**
12. “Kullanıcı listesinde yer almak” neyi gösterir, neyi göstermez?
Neyi gösterebilir?
MİT kaynaklı kullanıcı listesinde kişinin adı veya numarasının yer alması, ilgili kurumun yürüttüğü analiz sonucunda o kişiye bir kullanıcı atfı yaptığını gösterir.
Sunucudaki User-ID kaydı ise belirli bir hesabın teknik sistemde bulunduğunu gösterebilir.
Neyi göstermez?
Liste kaydı tek başına:
- Atfın doğru yöntemle üretildiğini,
- User-ID’nin gerçek kişiye ait olduğunu,
- Hesabı kimin kullandığını,
- Kişinin bilinçli şekilde giriş yaptığını,
- Mesajların kişiye ait olduğunu,
- Mesajların suç içerdiğini,
- Örgütsel hiyerarşiyi,
- Özel kastı
göstermez.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019 tarihli kararı da User-ID ile gerçek kişi arasında otomatik özdeşlik kurulamayabileceğini ve ek araştırma gerekebileceğini kabul etmiştir.
Bu nedenle güvenli ifade şudur:
“MİT kaynaklı kullanıcı listesinde yer aldığı iddia edilen kişinin, kullanıcı atfının dayandığı ham veri ve eşleştirme yöntemi somut dosyada bağımsız olarak incelenmelidir.”
“Kesin ByLock kullanıcısıdır” sonucuna ancak bütün teknik ve kişisel bağlar denetlenebilir şekilde kurulduğunda yaklaşılabilir.
13. Savunmanın ham veriye ve bağımsız bilirkişi incelemesine erişimi
Savunma, yalnız nihai raporun sonucunu okumakla yetinmeye zorlanmamalıdır. Sonuca götüren veriyi ve yöntemi inceleyebilmelidir.
Bunun için:
- Ham veya mümkün olan en yakın özgün materyale,
- Çözümlenmiş veri setine,
- Liste ve sürüm bilgilerine,
- IP-port-zaman eşleştirme tablolarına,
- Operatör kayıtlarına,
- Kullanıcı eşleştirme yöntemine,
- Mesajların tam bağlamına,
- Analiz araçlarına ve teknik açıklamalara
erişim sağlanmalıdır.
Savunmanın kendi uzmanından yardım alabilmesi ve aynı ham veriden aynı sonucun elde edilip edilemeyeceğini sınayabilmesi gerekir.
AİHM, Yalçınkaya kararında ham veriye doğrudan erişim eksikliğinin doğurduğu dezavantajın yeterli güvencelerle dengelenmediğini belirledi. Mahkemeler, savunmanın kullanıcı listeleri, veri bütünlüğü, sayılar arasındaki farklılıklar ve kişiye aidiyet hakkındaki esaslı itirazlarına yeterli cevap vermedi.
Savunmaya yalnızca “kurum böyle tespit etti” denilmesi, çelişmeli yargılama değildir.
14. İspat yükünün sanığa çevrilmesi
Kişi ByLock kullanmadığını kanıtlamak zorunda değildir.
İspat yükü iddia makamındadır. Devlet:
- Ham verinin kaynağını,
- Verinin bütünlüğünü,
- Eşleştirme yöntemini,
- Kişiye aidiyeti,
- Fiilî kullanımı,
- Bilinçli kullanımı,
- Örgütsel amacı,
- Özel kastı ve hiyerarşik bağı
kanıtlamalıdır.
Devletin yalnız kendi erişebildiği veri sisteminden bir “kullanıcı” sonucu üretip kişiden neden listede bulunduğunu açıklamasını beklemesi, masumiyet karinesi açısından ciddi sorun yaratır.
Kişi:
- Ham veriye erişemiyorsa,
- Listenin nasıl üretildiğini bilmiyorsa,
- Kullanılan algoritmayı göremiyorsa,
- Bağımsız bilirkişi incelemesi yaptıramıyorsa
teknik iddiayı çürütememesi aleyhine kullanılamaz.
“Aksini kanıtlayamadı” cümlesi, devletin ispat eksikliğini tamamlamaz.
15. Sanığın inkârının neden suçluluk delili sayılamayacağı
Sanığın suçlamayı inkâr etmesi savunma hakkının kullanılmasıdır.
İnkârın:
- “Örgütsel tavır”,
- “Gizlilik refleksi”,
- “Kurtulma amaçlı savunma”,
- “Kullanımı saklama davranışı”
olarak yorumlanması, bağımsız delil bulunmadığında döngüsel bir suçluluk karinesi oluşturabilir.
Şöyle bir mantık kabul edilemez:
- Liste doğru kabul edilir.
- Sanık listeyi reddeder.
- Reddetmesi, listenin doğru olduğuna ek delil sayılır.
- Teknik itirazları da “gizlenme” olarak yorumlanır.
Böyle bir sist…5775 tokens truncated…lüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde uluslararası sözleşme hükmünün esas alınmasını öngörür.
AİHM kararlarının bağlayıcılığı ayrıca AİHS’nin 46. maddesinden doğar.
Bu çerçevede Türk mahkemeleri:
- Yalçınkaya kararını yalnız başvurucunun kişisel usul sorunu olarak daraltmamalı,
- Kanunilik ve bireysel kusura ilişkin ilkeleri benzer dosyalarda değerlendirmeli,
- ByLock’un delil rolünü yeniden kurmalı,
- Savunmaya teknik erişim sağlamalı,
- Özel kast ve hiyerarşik katılımı kişiselleştirmelidir.
AİHM kararının bütün dosyalarda otomatik beraat anlamına gelmemesi, kararın benzer mahkûmiyetlere uygulanacak bağlayıcı hukuk ilkeleri içermediği anlamına gelmez.
33. TCK 314/2 bakımından özel kast, organik bağ ve hiyerarşik katılım
TCK 314/2 bakımından örgüt üyeliği, uygulama kullanımıyla eş anlamlı değildir.
Örgüt üyeliğinin kurulabilmesi için kişinin:
- Suç işlemeyi amaçlayan silahlı yapının niteliğini bilmesi,
- Bu yapıya bilerek ve isteyerek katılması,
- Örgütsel iradeye tabi olması,
- Hiyerarşik yapı içinde hareket etmesi,
- Canlı ve etkin organik bağ kurması
gerekir.
İçtihatta kullanılan süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk da suç niteliği kanıtlanmamış temasların sayılması değildir. Kişinin bilinçli ve örgütsel eylemlerinin niteliğiyle ilgilidir.
Bir uygulama hesabındaki isim, MİT listesindeki kayıt, IP bağlantısı veya istatistiksel kullanım yoğunluğu kişinin iç dünyasındaki özel kastı kanıtlamaz.
**Özel kast, kişinin kendi bilinçli ve iradi eylemleriyle ispatlanmalıdır. Devlet tarafından üretilen teknik etiket, hiyerarşiye katılma iradesinin yerine geçemez.**
AİHM’in Yasak kararı da kişinin yapının suç niteliğini ilgili zamanda bildiğinin ve bu bilgiyle hareket ettiğinin bireyselleştirilmesini gerektirmektedir.
34. Uygulama kullanımı ile silahlı örgüt üyeliği arasındaki fark
Aşağıdaki olgular birbirinden ayrılmalıdır:
- Uygulamayı indirmek,
- Cihazda uygulama kalıntısı bulunması,
- Hedef IP’ye trafik oluşması,
- Hesap açmak,
- Hesaba giriş yapmak,
- Mesajlaşmak,
- Örgütsel içerikli iletişim kurmak,
- Hiyerarşik talimat almak,
- Silahlı örgüte bilerek katılmak.
Her aşama bir sonrakini kendiliğinden kanıtlamaz.
Mesaj içeriği mevcutsa da en az dört kategori ayrılmalıdır:
- Sıradan sosyal veya dinî iletişim,
- Hukuka uygun eğitim, burs, sendika, dernek veya ticari faaliyet,
- Örgütsel görev ve hiyerarşi gösterdiği ileri sürülen iletişim,
- Ayrıca suç oluşturan somut emir veya talimat.
Bir hitap, dua, eğitim konuşması ya da gündelik mesaj bağlamından koparılarak örgütsel talimat olarak yorumlanmamalıdır.
İçerik yoksa teknik trafik kaydından örgütsel amaç ve özel kast çıkarılması daha da güçtür.
35. Haberleşme ve ifade özgürlüğü
Haberleşmek, mesajlaşmak ve bir iletişim uygulaması kullanmak kural olarak meşru faaliyetlerdir.
BM Keyfî Tutuklamalar Çalışma Grubu bazı görüşlerinde, Türk Hükûmetinin salt ByLock kullanımının somut kişi bakımından nasıl suç faaliyeti oluşturduğunu açıklayamadığını değerlendirdi. Bir dosyada salt kullanımın, somut suç bağlantısı kurulmadığı ölçüde ICCPR’nin 19. maddesi korumasındaki faaliyetler çerçevesinde kaldığı belirtildi.
Bu görüşler AİHM kararı veya Türk mahkemeleri açısından doğrudan ceza bozma kararı değildir. Ancak temel ilkeyi destekler:
Bir kişinin haberleşmesinden cezai sorumluluk çıkarılabilmesi için:
- Kanunda açıkça suç sayılan fiil,
- Kişinin bu fiille bireysel bağlantısı,
- Gerekli manevi unsur,
- Hukuka uygun ve incelenebilir delil,
- Makul şüpheyi gideren ispat
bulunmalıdır.
Haberleşme özgürlüğünün başlangıç noktası suçluluk değildir.
36. Geriye dönük suçluluk ve hukuki öngörülebilirlik
ByLock’un kullanıldığı ileri sürülen dönemde bazı sosyal, eğitimsel, dinî, mesleki ve mali faaliyetler hukuka uygun ve kamuya açık olabilir.
Bir yapının daha sonra terör örgütü olarak nitelendirilmesi:
- Geçmişteki her ilişkiyi,
- Her mesajı,
- Her uygulama kullanımını,
- Her yasal üyeliği,
- Her sosyal teması
otomatik suç fiiline dönüştürmez.
Kişinin ilgili tarihte yapının suç niteliğini bildiği ve bu bilgiyle örgütsel hiyerarşiye katıldığı gösterilmelidir.
2014 veya 2015’teki sıradan iletişime, daha sonra geliştirilen kategorik yargısal kabullerle geriye dönük suçluluk anlamı verilmesi:
- Kanunsuz suç ve ceza olmaz,
- Hukuki öngörülebilirlik,
- Geriye yürümezlik,
- Keyfî cezalandırmaya karşı koruma
ilkeleri bakımından sorun yaratır.
Yalçınkaya ve Yasak kararlarının ortak yönlerinden biri, daha sonra yapılan genel nitelendirmenin geçmişteki olağan faaliyetten otomatik suç kastı üretmeye yetmemesidir.
37. Askerî öğrenciler bakımından özel riskler
Askerî öğrenciler açısından ByLock soruşturmaları, mevcut teknik ve hukuki sorunlara geçmiş statüden kaynaklanan ek bir risk katmanı ekler.
669 sayılı KHK sonrasında mevcut askerî öğrencilerin statüsü genel düzenlemeyle sona erdirilmiş ve öğrenciler sivil eğitim kurumlarına yönlendirilmiştir. Bu statü kaybı her öğrenci hakkında verilmiş bireysel suçluluk kararına dayanmıyordu.
Yıllar sonra aynı kişilerin askerî okul geçmişinin ByLock veya başka teknik analizlerde şüpheyi güçlendiren unsur hâline gelmesi, şu riski doğurur:
- Kişi önce askerî öğrenci geçmişi nedeniyle hedef gruba alınır.
- Daha sonra bu kişiyle ilişkilendirilebilecek teknik kayıt aranır.
- Ortak ağ veya abonelik verisi kişiye bağlanır.
- Teknik bağlantı askerî geçmiş nedeniyle örgütsel kabul edilir.
- Kişiden yanlışlığı ispatlaması beklenir.
Bu yöntem, ham veriden tarafsız biçimde kişiye ulaşmak yerine önce kişiyi seçip sonra veriden suç anlamı üretme tehlikesi taşır.
Ortak okul, yurt ve birlik altyapısı
Askerî öğrenciler:
- Aynı yurt veya koğuşta,
- Aynı okul ağı üzerinde,
- Ortak Wi-Fi veya laboratuvarda,
- Aynı birlik ya da kurum internetinde,
- Kurumsal hat ve cihazlarla
bulunmuş olabilir.
Bir internet aboneliğinin askerî okul veya yurt üzerinden görünmesi, trafiği hangi öğrencinin oluşturduğunu göstermez. NAT ve CGNAT sistemlerinde çok sayıda cihaz aynı kamu IP’sini paylaşabilir.
GSM hattı ve cihaz sorunu
Hat öğrencinin adına kayıtlı olsa bile cihaz aile üyesi, arkadaş veya başka kişi tarafından kullanılmış olabilir. Cihaz tespit edilmeden, adli imaj alınmadan, uygulama hesabı ve aktif oturum gösterilmeden fiilî kullanım kesinleştirilemez.
Yıllar sonra başlatılan soruşturmalar
Okuldan uzaklaştırılmanın ardından yıllar sonra ortaya çıkan liste veya eşleştirmeler:
- Delilin ilk ne zaman üretildiği,
- Kişinin listeye hangi sürümde eklendiği,
- Suçlama tarihindeki bilgi ve kast,
- Cihaz ve hattın olay tarihindeki kullanıcısı
bakımından ayrıca incelenmelidir.
KHK ile eğitim ve meslek kaybına uğrayan kişiye, daha sonra geçmiş statüsüne göre ağırlaştırılmış teknik yorumla ceza soruşturması yöneltilmesi çift katmanlı mağduriyet riski doğurur. Bu risk, belirli bir dosyada suçsuzluk sonucu üretmez; fakat çok sıkı bireyselleştirme gerektirir.
38. Askerî okul geçmişinin teknik veriyi otomatik suç deliline dönüştüremeyeceği
Şu soru açıkça sorulmalıdır:
**Aynı internet veya iletişim verisi sıradan bir kişi bakımından nötr görülürken, askerî öğrenci geçmişi bulunan bir kişi bakımından neden örgütsel delil sayılmaktadır?**
Kişinin askerî okul geçmişi:
- ByLock’u kullandığını,
- Hesabın ona ait olduğunu,
- Mesajların suç içerdiğini,
- Yapının suç niteliğini bildiğini,
- Hiyerarşiye katıldığını
göstermez.
Askerî öğrencilik, teknik veriye anlam veren suç unsuru değildir.
Aynı birlik veya okul çevresindeki kişilerin roster listesinde görünmesi de mesleki ve sosyal tanışıklıkla açıklanabilir. Roster kaydı gerçek iletişimi, iletişimin yönünü, hiyerarşik emir ilişkisini veya örgütsel amacı tek başına göstermez.
Askerî geçmiş teknik kaydı ağırlaştıran otomatik karineye dönüştürülürse:
- Seçici soruşturma,
- Doğrulama yanlılığı,
- Topluluk ilişkisi nedeniyle suçluluk,
- Masumiyet karinesinin tersine çevrilmesi
ortaya çıkar.
Ceza sorumluluğu geçmiş kimliğe değil, kişiye ait somut ve iradi fiile dayanmalıdır.
39. Sonuç ve giderilmesi gereken sistemik hukuk sorunu
Bir istihbarat listesi kendi kendisini doğrulayan delil değildir.
MİT kaynaklı bir listede kişinin adına veya numarasına yer verilmesi, kurumun bir kullanıcı atfı yaptığını gösterir. Bu atfın doğru, bağımsız, yeniden üretilebilir ve mahkûmiyete yeterli olduğunu göstermez.
İspat yükü sanığa değil devlete aittir. Kişi ByLock kullanmadığını, devlet listesinin yanlış olduğunu veya yalnız devletin erişebildiği ham veride neden yer aldığını kanıtlamak zorunda değildir.
Ham verisi, eşleştirme yöntemi ve üretim süreci savunmadan gizlenen bir kullanıcı atfı tartışılmaz maddi delil sayılamaz.
İnternet abonesi, GSM hattı sahibi, cihaz sahibi, uygulama hesabı ve fiilî kullanıcı otomatik olarak aynı kişi kabul edilemez. Bu bağlantı kişiselleştirilmiş teknik delille kurulmalıdır.
Uygulamanın bilinçli kullanımı ispatlansa bile bu, silahlı örgüt üyeliğinin bütün maddi ve manevi unsurlarını kendiliğinden kanıtlamaz. Bir haberleşme aracının kullanımı:
- Özel kastın,
- Organik bağın,
- Hiyerarşik katılımın,
- Emir ve talimat ilişkisinin,
- Suç amacını bilmenin
yerine geçirilemez.
Devletin daha sonraki siyasi veya yargısal nitelendirmeleri, geçmişteki sıradan iletişimi geriye dönük biçimde otomatik suç deliline dönüştüremez.
Mor Beyin ve diğer yanlış kullanıcı atıfları, kullanıcı listelerinin hatasız olmadığını ve her kişi yönünden bağımsız teknik doğrulamanın zorunlu olduğunu göstermektedir.
AİHM Büyük Dairesinin Yalçınkaya kararı, ByLock kullanımına otomatik ve kategorik suçluluk sonucu bağlayan yaklaşımın kanunilik, bireysel kusur ve adil yargılanma güvenceleriyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur. Sonraki toplu kararlar, bu sorunun yalnız bir başvurucuya özgü olmadığını doğrulamıştır.
Bireysel suç fiili, kişiye aidiyet, bilinçli kullanım, özel kast ve her türlü makul şüpheyi gideren delil bulunmadan mahkûmiyet kurulamaz.
AİHM önünde binlerce benzer başvuruya yol açan bu mahkûmiyet modeli, münferit teknik hatalar toplamı olarak görülemez. Kanunilik, bireyselleştirme, dijital delilin denetlenebilirliği ve savunma hakkı bakımından giderilmesi gereken sistemik bir hukuk sorunudur.