← Kaynak arşivine dön
Mahkeme kararıDoğrulandı

AİHM, Yasak/Türkiye [BD], B. No. 17389/20

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Bibliyografik kayıt

Kaynak bilgileri

Başlık
AİHM, Yasak/Türkiye [BD], B. No. 17389/20
Yayıncı / kurum
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yayın tarihi
5 Mayıs 2026
Kaynak türü
Mahkeme kararı
Doğrulama durumu
Doğrulandı
İlgili madde / sayfa / paragraf
Özellikle §§ 200–213 ve hüküm bölümü
İlgili içerik

Kısa alıntı veya özet

Örgüt üyeliğinde özel kastın, yapının suç niteliğini bilmenin ve hiyerarşik ya da işlevsel bağın kişisel, zamansal ve bağlamsal olgularla gösterilmesine ilişkin Büyük Daire kararı.

Editoryal değerlendirme

Editoryal not

ByLock'a özgü değildir; sıradan sosyal, eğitimsel veya dinî ilişkiden geriye dönük otomatik suç kastı çıkarılmasını sınırlar. Ankesör kaydı için otomatik kural değildir.

Kaynak ilişkisi

Bu kaynağı kullanan makaleler

Ceza Yargılaması / Dijital Deliller / TCK 314/2 / AİHM / Askerî Öğrencilerİncelendi

ByLock Yargılamaları ve AİHM Yalçınkaya Kararı

ByLock, 2014’te genel uygulama mağazalarında yayımlanan şifreli bir haberleşme uygulamasıydı. Türk makamları, uygulamanın resmî adlandırmayla “FETÖ/PDY” tarafından örgütsel ve gizli haberleşme amacıyla kullanıldığını kabul etti; MİT kaynaklı listeler, IP ve CGNAT kayıtları, GSM numaraları, kullanıcı kimlikleri ve çözümlendiği belirtilen mesajlar binlerce ceza dosyasının merkezine yerleşti. Ancak kişinin bir listede görünmesi, belirli bir internet aboneliğinden hedef IP’ye trafik kaydedilmesi veya kurum raporunda “kullanıcı” olarak gösterilmesi; uygulamayı gerçekten, bilerek ve bizzat kullandığını kendiliğinden kanıtlamaz. Kullanım ayrıca ispatlansa bile haberleşme uygulaması kullanmak, silahlı örgüt üyeliğinin bütün unsurlarıyla aynı şey değildir. Örgütün suç niteliğini bilme, bu amacı benimseme, hiyerarşiye bilerek katılma, özel kast ve organik bağ kişiselleştirilmiş delillerle ayrıca gösterilmelidir. AİHM Büyük Dairesi, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında ByLock kullanımına otomatik ve kategorik suçluluk sonucu bağlanmasını AİHS’nin kanunilik güvencesiyle bağdaşmaz buldu; savunmanın ham veriyi etkili biçimde inceleyememesi nedeniyle adil yargılanma ihlali de tespit etti. Mor Beyin vakası ise listelerin hata yapabildiğini resmî olarak gösterdi. Sorun, bir uygulamanın delil olup olamayacağından önce, devletin kişiye aidiyeti, bilinçli kullanımı ve somut suçu denetlenebilir biçimde kanıtlayıp kanıtlamadığıdır.

Adalet Arşivi Editörlüğü · Güncelleme 18 Temmuz 2026Oku →
Ceza Yargılaması / Dijital Deliller / TCK 314/2 / Askerî Öğrencilerİncelendi

Ankesörlü Telefon Kayıtları Ceza Yargılamasında Nasıl Değerlendirilmeli?

Ankesörlü veya sabit bir telefondan aranmak Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmemiştir. Bir HTS kaydı, en fazla belirli bir sabit hat ile telefon numarası arasında belirli bir zamanda teknik temas bulunduğunu gösterebilir. Arayan kişinin kimliğini, telefonu fiilen kimin kullandığını, çağrının cevaplanıp cevaplanmadığını, görüşmenin içeriğini ve amacını kendiliğinden ortaya koymaz. Buna rağmen savcılıklar ve Yargıtay içtihadı; ardışık, periyodik, kısa süreli veya farklı sabit hatlardan tekrarlanan aramaları bazı dosyalarda örgütsel haberleşme iddiasının göstergesi olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım resmî içtihadın bir parçasıdır; ancak söz konusu örüntüler TCK 314/2’de düzenlenen bağımsız suç unsurları değildir. İstatistiksel bir benzerlik, kişinin örgütün suç niteliğini bildiğini, hiyerarşisine isteyerek katıldığını veya emir ve talimat aldığını kanıtlayamaz. Özellikle askerî okuldan uzaklaştırılmış eski öğrenciler bakımından askerî geçmişin teknik kayda peşinen suçsal anlam kazandırması; seçici soruşturma, doğrulama yanlılığı ve masumiyet karinesinin tersine çevrilmesi riski taşımaktadır. Kişiselleştirilmiş suç fiili ve her türlü makul şüpheyi gideren delil bulunmadan mahkûmiyet kurulamaz.

Adalet Arşivi Editörlüğü · Güncelleme 14 Temmuz 2026Oku →