Makalenin temel hukuki sonucu

Bu yazı, ankesör ve HTS kayıtlarının hiçbir koşulda delil olarak kullanılamayacağını savunmamaktadır. Ancak bir trafik kaydının, teknik olarak gösterebildiğinden daha fazlasını ispatlamış gibi yorumlanmasına itiraz etmektedir.

Bir kişinin ankesörlü telefondan aranmış olması:

  • Suç değildir.
  • Örgüt üyeliğinin kanuni unsurlarından biri değildir.
  • Kişinin arayanı tanıdığını göstermez.
  • Arayanın amacını benimsediğini göstermez.
  • Görüşmenin gerçekleştiğini kesinleştirmez.
  • Görüşmenin içeriğini ve suçsal amacını ortaya koymaz.
  • Özel kastı, organik bağı ve hiyerarşik dâhil oluşu kanıtlamaz.

Bir iletişim kaydı ancak hukuka uygun elde edilmiş, teknik olarak doğrulanmış, doğru kişiye bağlanmış ve bağımsız delillerle suçsal anlamı gösterilmişse dosyanın bütünü içinde değerlendirilebilir.

4. Konunun kısa açıklaması

Ankesörlü veya kontörlü sabit hat soruşturmalarında, belirli sabit telefonlardan cep telefonu numaralarına yapılan geçmiş tarihli aramalar analiz edilmektedir. Soruşturma makamları bazı aramaların zaman, sıra, tekrar ve kişi grubu bakımından belirli bir örüntü oluşturduğunu ileri sürmektedir.

Bu dosyalarda “ardışık arama”, “periyodik arama”, “tekil arama”, “farklı ankesörlerden aranma” veya “kısa süreli görüşme” gibi kavramlar kullanılmaktadır. Bu kavramlar bir trafik verisinin istatistiksel görünümünü tarif eder. Bunların hiçbiri Türk Ceza Kanunu’nda örgüt üyeliğinin bağımsız unsuru olarak düzenlenmiş değildir.

Ceza yargılamasında asıl mesele, bir telefon bağlantısının bulunması değil, şu soruların güvenilir delillerle cevaplanmasıdır:

  • Aramayı kim yaptı?
  • Aranan numarayı olay tarihinde kim kullanıyordu?
  • Çağrı cevaplandı mı?
  • Görüşmeyi kim yaptı?
  • Görüşmenin içeriği ve amacı neydi?
  • İletişim suç teşkil eden hangi somut fiille bağlantılıydı?
  • Kişinin örgütün suç işleyen niteliğini bildiği nasıl ispatlandı?
  • Kişinin örgüt hiyerarşisine bilerek ve isteyerek katıldığı hangi eylemlerden çıkarıldı?

Bir telefon numarasının bir veri tablosunda görünmesiyle TCK 314/2 kapsamındaki örgüt üyeliğinin ispatlanması arasında çok sayıda hukuki ve teknik aşama vardır. Bu aşamalar varsayımla tamamlanamaz.

5. Ankesörlü telefon ve HTS verisi teknik olarak neyi gösterir?

HTS ve benzeri trafik verileri, elektronik haberleşmenin içeriğinden farklıdır. Veri alanları operatör ve dönem bakımından değişebilmekle birlikte kayıtlar genel olarak:

  • Arayan ve aranan numarayı,
  • Çağrının tarihini ve saatini,
  • Sistemde görünen süreyi,
  • Çağrı yönünü,
  • Sabit hat veya santral bilgisini,
  • Mobil hatlarda baz istasyonu veya hücre bilgisini

gösterebilir.

Resmî ve yargısal yaklaşım

Savcılık ve mahkemeler, belirli sabit hatlardan belirli cep telefonu numaralarına yapılan çağrıları bir araya getirerek iletişim örüntüsü oluşturmaktadır. Tekrar sayısı, saat, aralık, aynı hattan veya farklı hatlardan aranma ve başka kişilerin peş peşe aranması gibi özelliklere anlam yüklenebilmektedir.

Yargıtay, bu tür kayıtları kategorik olarak delil dışı bırakmamıştır. Bazı dosyalarda kişiye özgü, tekrarlanan ve başka delillerle desteklenen arama örüntülerini mahkûmiyet bakımından önemli veya belirleyici kabul etmiştir.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Trafik verisi, konuşmanın içeriğini kaydetmez. Bir aramanın varlığı şu hususları kendiliğinden açıklamaz:

  • Arayanın gerçek kimliği,
  • Sabit telefonu fiilen kullanan kişi,
  • Aranan telefonu o anda tutan kişi,
  • Çağrının cevaplanıp cevaplanmadığı,
  • Görüşmenin yapılıp yapılmadığı,
  • Tarafların ne konuştuğu,
  • İletişimin sosyal, mesleki, eğitimsel veya suçsal amacı.

Bu nedenle “teknik temas” ile “suç teşkil eden iletişim” aynı şey değildir.

Sistemde bir süre görünmesi dahi her zaman içeriği bilinen bir görüşme anlamına gelmez. Sıfır saniyelik, cevapsız, meşgul, yönlendirilmiş veya santral üzerinden geçen çağrıların anlamı, operatörün veri sözlüğü ve çağrı durum kodları incelenmeden kesin olarak belirlenemez.

Bir veri kaydının mevcut olması, yalnızca araştırmanın başlangıç noktası olabilir. Suçun sonucu hâline getirilemez.

Baz istasyonu verisinin sınırı

Cell ID veya baz istasyonu bilgisi de kişinin kesin koordinatını göstermez. Cihazın hizmet aldığı hücreyi ya da yaklaşık kapsama alanını gösterebilir. Hizmet veren istasyon her zaman fiziksel olarak en yakın baz istasyonu değildir. Kapsama alanı ağ yapısına, yoğunluğa ve coğrafyaya göre değişebilir.

Bu nedenle baz çakışması:

  • Kişinin belirli bir binada,
  • Belirli bir odada,
  • Ankesörlü telefonun başında,
  • Arama sırasında sabit telefonun yanında

olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Kaynak paketindeki teknik değerlendirmeler, Cell ID bilgisinin yaklaşık alan gösterdiğini ve telekomünikasyon verilerinde eksiklik, tutarsızlık, işleme hatası veya toplulaştırma sorunu ihtimallerinin kalite kontrolüyle araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu genel riskler belirli bir kaydın hatalı olduğunu ispatlamaz; fakat verilerin sorgulanamaz kabul edilmesini de haklı çıkarmaz.

6. Hat sahibi, cihaz sahibi, fiilî kullanıcı ve görüşmeyi yapan kişi arasındaki fark

Bir telefon kaydında en sık yapılan hatalardan biri, birbirinden farklı dört kişinin tek kişi olarak kabul edilmesidir:

**Hat sahibi:** Abonelik sözleşmesinde adı bulunan kişi.

**Cihaz sahibi:** Telefon cihazının mülkiyetine sahip kişi.

**Fiilî kullanıcı:** O dönemde hattı veya cihazı günlük olarak kullanan kişi.

**Görüşmeyi yapan kişi:** Belirli çağrı sırasında telefonu açan ve konuşan kişi.

Resmî ve yargısal yaklaşım

Abonelik bilgileri ve HTS eşleşmeleri, belirli numarayla sanık arasında bağlantı kurulmasında kullanılmaktadır. Kullanım örüntüsü, diğer telefon hareketleri, görev yeri ve tanık beyanlarıyla bu bağlantının kişiselleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Yargıtay’ın araştırma ölçütleri ile AYM’nin 2025 tarihli kararları, bütün görev yerlerinin araştırılması ve kişiye özgü teknik analiz yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Abonelik kaydı, o anda telefonu kimin tuttuğunu göstermez. Numaranın bir kişi adına kayıtlı olması, belirli görüşmeyi o kişinin yaptığı sonucunu doğurmaz.

Bir hat:

  • Aile içinde ortak kullanılabilir.
  • Başka biri adına kayıtlı olabilir.
  • İşyerinde birden fazla kişi tarafından kullanılabilir.
  • Öğrenci yurdunda, koğuşta veya ortak yaşam alanında paylaşılabilir.
  • Olay tarihinde geçici olarak başka bir kişinin elinde bulunabilir.

Ceza sorumluluğu şahsidir. Bu nedenle kayıt üç aşamada doğrulanmalıdır:

  1. Kayıt doğru numarayla eşleştirilmelidir.
  2. Numara doğru fiilî kullanıcıya bağlanmalıdır.
  3. Kullanıcının yaptığı somut eylemin suçsal niteliği ispatlanmalıdır.

Bu zincirin bir halkası varsayıma dayanıyorsa, sonraki sonuçlar da güvenilir değildir.

Kişinin kendisine ait olmayan, yanlış eşleştirilmiş veya olay tarihindeki fiilî kullanıcısı belirlenmemiş bir kayıt nedeniyle sorumlu tutulması masumiyet karinesiyle bağdaşmaz. Sanık alternatif kullanım ihtimalini kesin biçimde ispatlamak zorunda değildir. Suçlamanın doğru kullanıcıya yöneltildiğini ispat yükü iddia makamındadır.

7. Ardışık, periyodik, tekil ve benzeri arama kavramları

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kaynak paketinde aktarılan içtihadında:

  • **Ardışık arama**, yakın zaman diliminde kişilerin peş peşe aranması;
  • **Periyodik arama**, farklı tarihlerde belirli zaman aralıklarıyla tekrar eden aramalar;
  • **Tekil arama**, bir defaya mahsus çağrı

olarak tanımlanmıştır.

Resmî ve yargısal yaklaşım

Soruşturma makamları, peş peşe aranan kişilerin aynı meslek veya görev grubunda bulunmasını örgütsel haberleşme iddiasının göstergesi olarak değerlendirebilmektedir.

Tekrar eden ve farklı sabit hatlardan yapılan çağrılar, gizliliği amaçlayan bir haberleşme yöntemi iddiasıyla ilişkilendirilmektedir. Aramaların aynı gün, benzer saatlerde veya belli aralıklarla gerçekleşmesi de değerlendirmeye alınmaktadır.

Yargıtay bazı dosyalarda düzenli, kişiselleştirilmiş ve diğer delillerle uyumlu gördüğü arama örüntüsünü mahkûmiyet bakımından yeterli kabul etmiştir.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

“Ardışık”, “periyodik” veya “tekil” ifadeleri hukuki suç unsurları değil, istatistiksel sınıflandırmalardır.

Bir aramanın diğerinden birkaç dakika sonra yapılması:

  • Arananların birbirini tanıdığını,
  • Aynı grup içinde bulunduğunu,
  • Görüşmenin suçsal olduğunu,
  • Arayanın belirli bir örgüt adına hareket ettiğini,
  • Arananların bu amacı bildiğini

kendiliğinden göstermez.

İstatistiksel bir örüntünün anlamı, o örüntüyü üreten gündelik ve kurumsal koşullar araştırılmadan kurulamaz. Aynı sabit telefon bir market, büfe, işyeri, santral, hastane veya ortak kullanım alanında bulunabilir. Çok sayıda kişinin peş peşe aranması, sabit telefonu kullanan kişinin çalışma düzeniyle veya ortak bir idari ihtiyaçla da açıklanabilir.

Tekil bir aramanın ispat gücü daha da sınırlıdır. İçeriği ve kullanıcısı bilinmeyen tek bir temasın özel kast, hiyerarşik dâhil oluş ve süreklilik gösterdiği söylenemez.

Periyodik arama da tek başına suç değildir. Düzenli bir iletişim; arkadaşlık, aile, iş, eğitim, sağlık veya başka meşru ilişkilerden kaynaklanabilir.

İstatistiksel düzenlilik, suçun kanuni unsurlarının yerine geçirilemez.

8. Yargıtay’ın ankesörlü telefon kayıtları bakımından aradığı ölçütler

Resmî ve yargısal yaklaşım

Yargıtay, ankesör ve sabit hat kayıtlarını bazı koşullarda delil olarak kabul etmekle birlikte mahkûmiyetten önce kapsamlı araştırma yapılmasını istemektedir.

Kaynak paketinde yer verilen kararlara göre araştırılması gereken başlıca konular şunlardır:

  • Sanığın bütün görev ve çalışma yerlerindeki HTS kayıtları,
  • Kullanıldığı ileri sürülen bütün sabit hatlar,
  • Sıfır saniyelik çağrılar dâhil bütün arama verileri,
  • Sabit hattın ankesör, büfe, işyeri, santral veya ortak hat niteliği,
  • Aramaların sayısı, saati, süresi ve tarih aralıkları,
  • Farklı sabit hatların kullanılıp kullanılmadığı,
  • Ardışık aranan kişilerin rütbe, görev ve birim bilgileri,
  • Bu kişiler hakkındaki soruşturma veya kovuşturmalar,
  • Ardışık aranan kişilerin ifadeleri,
  • Tanık veya itirafçı beyanları,
  • Kişiselleştirilmiş analiz,
  • Gerektiğinde bilirkişi veya teknik uzman incelemesi,
  • Savunmanın alternatif açıklamalarının araştırılması.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin daha güncel kararlarında da bütün görev yerlerini kapsayan HTS analizi ve uzman incelemesi talep edilmiştir.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Yargıtay’ın geliştirdiği ölçütlerin ayrıntılı olması, bu ölçütlerin örgüt üyeliğinin kanuni unsuru olduğu anlamına gelmez.

Arama sayısı, saat, süre, rütbe benzerliği veya farklı sabit hatların kullanılması:

  • Özel kastın,
  • Örgütün suç niteliğini bilmenin,
  • Örgüte katılma iradesinin,
  • Hiyerarşiye dâhil olmanın,
  • Emir ve talimat almaya açıklığın

yerine geçemez.

Yargıtay’ın kapsamlı araştırma istemesi, aslında çıplak trafik kaydının tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Bütün görev yerlerinin, birlikte aranan kişilerin ve alternatif açıklamaların araştırılması gerekiyorsa, ilk analiz tablosu kesin suç kanıtı olarak kabul edilemez.

Bu nedenle içtihat, “ankesör kaydı mahkûmiyet için yeterlidir” biçiminde sadeleştirilemez. En azından kendi araştırma ölçütleri uyarınca dahi, kaydın kişiselleştirilmesi ve başka somut delillerle doğrulanması gerekir.

Sitenin hukuki görüşü ise bunun da ötesindedir: Kişiselleştirilmiş bir arama örüntüsü kurulmuş olsa bile, TCK 314/2’nin manevi ve maddi unsurları ayrıca ispatlanmalıdır.

9. Eksik araştırma, bozma ve beraat kararları

Resmî ve yargısal yaklaşım

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E.2019/10286, K.2020/1127 sayılı kararında; bütün hatların ve sıfır saniyelik çağrıların incelenmesi, görev yerlerinin araştırılması, ardışık aranan kişilerin durumlarının belirlenmesi ve kişiselleştirilmiş analiz yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi de bilirkişi incelemesi yapılmaması, birlikte aranan kişilerin ifadelerinin getirtilmemesi veya tanık olarak dinlenmemesi gibi eksiklikleri bozma nedeni olarak değerlendirmiştir.

AYM’nin 2025 tarihli kararlarında ise:

  • Savunmanın teknik uzman raporunun cevapsız bırakılması,
  • Bilirkişi incelemesi yapılmaması,
  • Ardışık aranan kişilerin dinlenmemesi,
  • Görev ve hastane kayıtlarına ilişkin itirazların karşılanmaması,
  • Bütün görev yerlerinin araştırılmaması,
  • Kişiye özgü analiz yapılmaması

gerekçeli karar hakkı bakımından ihlal nedeni olmuştur.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Eksik araştırma yalnızca usule ilişkin küçük bir hata değildir. Kayıtların kimi, neyi ve hangi amacı gösterdiği araştırılmamışsa, suçun ispatı da tamamlanmamıştır.

Bir mahkeme:

  • Aramanın fiilî kullanıcısını bilmiyorsa,
  • Görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediğini açıklayamıyorsa,
  • Ardışık aranan kişilerin gerçek durumunu araştırmamışsa,
  • Sanığın görev ve yaşam düzenine ilişkin belgeleri incelememişse,
  • Teknik uzman görüşündeki belirleyici itirazları cevaplamamışsa

mahkûmiyet sonucuna güvenilir biçimde ulaşamaz.

CMK 223/2-e uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği sabit değilse beraat gerekir. Sanığın neden arandığını hatırlayamaması veya aramaya ilişkin alternatif açıklamayı tam olarak ispatlayamaması, iddia makamının ispat yükünü ortadan kaldırmaz.

Kaynak paketinde kurumsal tam metni ve kesinleşme durumu doğrulanmış belirli ilk derece veya bölge adliye mahkemesi beraat kararları ana tabloya alınmadığı için bu makalede yeni beraat dosyaları ve karar numaraları eklenmemiştir. Bu durum, beraat kararı bulunmadığı anlamına değil, doğrulanmamış örneklerin kullanılmadığı anlamına gelir.

10. Görüşme içeriğinin bilinmemesinin hukuki etkisi

Resmî ve yargısal yaklaşım

İddia makamı, görüşme içeriği bilinmese de belirli arama örüntülerinin yöntemi, zamanı ve kişi grubu bakımından örgütsel haberleşmeyle uyumlu olduğunu ileri sürebilir.

Aramaların tekrarı, farklı sabit hatların kullanılması, ardışıklık ve tanık anlatımları bir arada değerlendirilerek içeriği bilinmeyen görüşmeye suçsal anlam yüklenebilmektedir.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Görüşme içeriği bilinmiyorsa temel soru şudur:

Kayıt, hangi somut suç fiilini kanıtlamaktadır?

Bir telefon görüşmesi gerçekleştiği varsayılsa bile, görüşme yapmak kural olarak meşru bir faaliyettir. İnsanlar sosyal, mesleki, eğitimsel, dinî, ailevi veya gündelik nedenlerle iletişim kurabilir.

Bir kişinin telefonu açması veya kısa bir görüşme yapması:

  • Arayanın örgütsel kimliğini bildiğini,
  • Arayanın amacını benimsediğini,
  • Suç işleyen bir yapıya katılmak istediğini,
  • Emir veya talimat aldığını,
  • Hiyerarşik ilişkiye girdiğini

göstermez.

İçerik bilinmeden suçsal amaç ancak başka somut ve bağımsız delillerle kurulabilir. Bu deliller, kişinin kendi bilinçli ve iradi eylemlerini göstermelidir.

Bir telefon temasının varlığından doğrudan örgüt üyeliğine geçmek, haberleşme olgusunu suçun yerine koymak anlamına gelir.

Eğer ankesörlü telefondan aranmak suçun kendisi hâline getirilirse, halka açık ve hukuka uygun bir haberleşme aracının geçmişteki kullanımı, daha sonra geliştirilen yorumlarla geriye dönük biçimde cezalandırılmış olur. Bu yaklaşım kanunilik, öngörülebilirlik ve geriye yürümezlik ilkeleri bakımından ciddi sorun doğurur.

11. Aramanın kişiye aidiyetinin ispatlanması sorunu

Resmî ve yargısal yaklaşım

Savcılık analizlerinde belirli numaranın sanık adına kayıtlı olması, günlük kullanım örüntüsü ve baz bilgileri kişiye aidiyetin göstergeleri olarak kullanılabilir. Kişinin görev yeri, diğer telefon hareketleri ve tanık anlatımlarıyla kayıt kişiselleştirilmeye çalışılır.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Bir numaranın sanık adına kayıtlı olması, çağrı sırasında telefonu sanığın kullandığını kesinleştirmez.

Aidiyet zinciri şu sorularla kurulmalıdır:

  1. Aranan numara doğru mu?
  2. Numaranın olay tarihindeki abonesi kim?
  3. Olay tarihinde fiilî kullanıcı kim?
  4. Telefon çağrı sırasında kimin elinde?
  5. Çağrı cevaplanmış mı?
  6. Görüşmeyi gerçekten sanık mı yapmış?
  7. Görüşmenin suçsal amacı hangi delille belirlenmiş?
  8. Bu temas, TCK 314/2 kapsamındaki üyelik iradesine nasıl bağlanmış?

Bu sorul…22 tokens truncated…. Tanık veya itirafçı beyanlarıyla birlikte değerlendirme

Resmî ve yargısal yaklaşım

Yargıtay, sabit hat ve ardışık aramalara ilişkin tanık veya itirafçı beyanlarının dosyaya getirtilmesini ve gerektiğinde beyan sahiplerinin duruşmada dinlenmesini istemektedir.

Murat Albayrak kararında da HTS kayıtları ile tanık beyanı birlikte değerlendirilmiştir.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Tanık veya etkin pişmanlık beyanı otomatik doğruluk karinesine sahip değildir. Beyanın güvenilirliği şu yönlerden incelenmelidir:

  • Doğrudan gözleme mi dayanıyor?
  • Başkasından duyulan bilgi mi aktarılıyor?
  • Beyan sahibi sanığı gerçekten tanıyor mu?
  • Tarih, yer, görev ve kişi bilgileri doğru mu?
  • Beyan zaman içinde değişmiş mi?
  • Maddi kayıtlarla uyumlu mu?
  • Kendi içinde çelişkili mi?
  • Menfaat veya cezada indirim beklentisi var mı?
  • Savunma tanığa soru sorabilmiş mi?

Bir beyanın etkin pişmanlık kapsamında verilmesi, onu otomatik olarak yanlış veya “iftira” hâline getirmez. Ancak beyan sahibinin elde edebileceği menfaat, güvenilirlik değerlendirmesinde mutlaka dikkate alınmalıdır.

HTS kaydı içeriği bilinmeyen bir teması, tanık da kaynağı belirsiz bir yorumu gösteriyorsa, bu iki zayıf unsurun yan yana getirilmesi her zaman güçlü delil üretmez.

Beyan ile teknik kayıt birbirini bağımsız biçimde doğrulamalıdır. Aynı soruşturma varsayımının iki ayrı biçimde tekrarlanması bağımsız doğrulama değildir.

18. Teknik hata, yanlış eşleştirme ve manipülasyon iddiaları

Resmî ve yargısal yaklaşım

Savcılık ve kolluk, operatörlerden temin edilen kayıtları analiz ederek kişi ve arama listeleri oluşturabilir. Mahkemeler de bu tutanakları delil olarak değerlendirebilir.

Kaynak paketinin taramasında ankesör ve HTS verilerinin sistematik biçimde üretildiğini veya kasıtlı olarak manipüle edildiğini tespit eden bir mahkeme kararı, BTK bulgusu ya da bağımsız kurumsal teknik rapor bulunmamıştır.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Sistematik sahte delil üretildiğinin doğrulanmamış olması, bütün analizlerin hatasız ve tarafsız olduğu anlamına gelmez.

Teknik ve yöntemsel riskler şunları içerebilir:

  • Yanlış numara eşleştirmesi,
  • Olay tarihindeki fiilî kullanıcının belirlenmemesi,
  • Eksik ham veri,
  • Veri alanlarının yanlış yorumlanması,
  • Cevapsız çağrının görüşme sayılması,
  • Aynı kişinin farklı hatlarının eksik veya seçmeci incelenmesi,
  • Suçlama teorisine uymayan kayıtların analiz dışında bırakılması,
  • Saat ve zaman dilimi hataları,
  • Aynı sabit hattın ortak kullanım niteliğinin göz ardı edilmesi,
  • Baz bilgisinin kesin konum gibi yorumlanması,
  • Ardışık listedeki kişilerin durumunun araştırılmaması.

Veri setini iddia makamı seçiyor, filtreliyor ve yorumluyorsa; savunmanın ham veriye, veri sözlüğüne ve analiz yöntemine erişimi adil yargılanma açısından zorunludur.

Savunmanın bağımsız inceleme yapamadığı bir sistemde, kasıtlı manipülasyon ispatlanmış olmasa bile seçmeci yorum ve doğrulama yanlılığı riski doğar.

Bu nedenle raporda şu bilgiler açıkça gösterilmelidir:

  • Ham verinin kaynağı,
  • Hangi alanların kullanıldığı,
  • Hangi kayıtların elendiği,
  • Eleme ölçütleri,
  • Eşleştirme yöntemi,
  • Hata kontrolü,
  • Veriyi işleyen kişiler,
  • Savunmaya verilen veri seti,
  • Operatörün teknik açıklamaları.

“Savcılık veriyi üretti” veya “kurumlar delil ekledi” şeklindeki iddialar somut ve güvenilir kanıt olmadan olgu olarak yazılamaz. Ancak veri zincirinin denetlenememesi, mahkûmiyete temel alınan analizin güvenilirliğini tartışmaya açar.

19. AİHM, AYM, Yargıtay ve BM organlarının ilgili değerlendirmeleri

Yargıtay

#### Resmî ve yargısal yaklaşım

Yargıtay, ankesörlü telefon kayıtlarını belirli koşullarda delil kabul etmektedir. Tekrarlanan, kişiselleştirilmiş ve başka delillerle desteklenmiş örüntüler bazı dosyalarda mahkûmiyet için yeterli görülmüştür.

#### Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Yargıtay’ın kullandığı örüntüler kanuni suç unsurları değildir. Yargıtay’ın aynı zamanda ayrıntılı ve kişiye özgü araştırma istemesi, ham arama listesinin tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.

Kişiselleştirme yapılmış olsa bile özel kast, organik bağ ve hiyerarşik dâhil oluş ayrıca kanıtlanmalıdır.

Anayasa Mahkemesi

#### Resmî ve yargısal yaklaşım

AYM Genel Kurulu, **Murat Albayrak** kararında somut dosyadaki hâkim kararı, BTK verisi, kişiselleştirilmiş analiz, tanık beyanı ve savunma imkânını dikkate alarak ihlal bulmamıştır.

#### Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri ve sonraki kararlar

AYM’nin 2025 tarihli:

  • **Mustafa Kemal Öztürk**,
  • **Üzeyir Yıldızoğlu**,
  • **Burak Büyükkaya**

kararları, teknik delilin sorgulanamaz olmadığını göstermektedir.

AYM; teknik uzman görüşünün cevapsız bırakılması, bütün görev yerlerinin araştırılmaması, birlikte aranan kişilerin dinlenmemesi ve kişiselleştirilmiş analiz yapılmaması hâllerinde gerekçeli karar hakkı ihlali bulmuştur.

Bu kararlar ankesör kaydını kategorik olarak geçersiz saymamaktadır. Ancak mahkemenin kaydın aidiyeti ve suçsal anlamına ilişkin esaslı itirazları cevaplamadan mahkûmiyet kuramayacağını ortaya koymaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Kaynak paketinin taramasında, Türkiye’deki ankesör veya ardışık arama delilinin esasını doğrudan karara bağlayan nihai bir AİHM hükmü tespit edilmemiştir.

Bu nedenle aşağıdaki kararlar doğrudan ankesör kararı gibi sunulmamalıdır.

#### Yüksel Yalçınkaya/Türkiye

AİHM Büyük Dairesi, ByLock kullanımına kategorik ve otomatik suç sonucu bağlanmasını; delile etkili itiraz, bireyselleştirme ve kanunilik bakımından incelemiştir.

Bu karar ankesörlü telefon kaydına ilişkin değildir. Ancak teknik bir veriye, kişinin bilgisi, amacı ve bireysel fiilleri açıklanmadan otomatik suçluluk sonucu bağlanmasının doğurduğu hukuki riski göstermektedir.

#### Demirhan ve Diğerleri/Türkiye

Karar yine ByLock temelli mahkûmiyetlere ilişkindir. Çok sayıda dosyada aynı kategorik dijital delil yaklaşımının uygulanması bakımından önem taşır; ankesör kaydının doğrudan hukuki niteliğini belirlemez.

#### Yasak/Türkiye

AİHM Büyük Dairesi, TCK 314/2 bakımından örgütün niteliğini bilme, katılma iradesi ve aktif ya da sürekli katkının somut eylemlerle açıklanmasını istemiştir.

Ankesör kaydı açısından kıyaslanabilir sonuç şudur: Bir iletişim verisinin varlığı, kişinin suç işleyen yapıyı bildiğini ve ona katılmak istediğini kendiliğinden ispatlamaz.

Birleşmiş Milletler organları

BM İnsan Hakları Komitesi, ispat yükünün iddia makamında olduğunu ve şüpheden sanığın yararlanacağını belirtmektedir.

BM Özel Raportörü’nün AL TUR 3/2024 yazısı ByLock verilerinin güvenilirliği, bütünlüğü ve savunma tarafından incelenebilmesi hakkında kaygılar içermektedir. Ankesör verilerinin sahte olduğuna ilişkin kurumsal bir tespit değildir.

Ancak savunmanın belirleyici teknik veriye erişebilmesi, veriyi bağımsız uzmanla inceletebilmesi ve analiz yöntemine itiraz edebilmesi bakımından benzer adil yargılanma ilkeleri taşır.

Kanunilik ve geriye yürümezlik sorunu

Resmî ve yargısal yaklaşım

Soruşturma makamları, geçmiş tarihli telefon kayıtlarını bugün yürütülen ceza soruşturmalarında delil olarak kullanabilir. Bir delilin geçmiş tarihli olması, tek başına geriye yürümezlik ihlali oluşturmaz. Suçun işlendiği tarihte kanunda düzenlenmiş olması ve delilin o suçu ispatlamak amacıyla kullanılması mümkündür.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Sorun yalnızca eski bir delilin daha sonra kullanılması değildir. Sorun, gerçekleştiği tarihte sıradan ve hukuka uygun görünen bir iletişim davranışına, sonradan geliştirilen kategorik anlamlar yüklenmesidir.

Örneğin 2014 veya 2015 yılındaki bir telefon teması:

  • O tarihte suç olarak tanımlanmamışsa,
  • Görüşmenin içeriği bilinmiyorsa,
  • Kişinin suçsal amacı gösterilemiyorsa,
  • Aramanın örgütsel olduğuna ilişkin anlam daha sonra üretilmişse

bu temasın geriye dönük biçimde otomatik örgüt üyeliği göstergesine dönüştürülmesi kanunilik ve öngörülebilirlik sorununa yol açar.

Kişi, hukuka uygun bir haberleşme aracından aranmasının yıllar sonra özel kast ve örgüt üyeliği karinesi sayılacağını makul olarak öngöremez.

Yalçınkaya kararı ankesör kayıtları hakkında verilmiş değildir. Bununla birlikte teknik bir olguya sonradan kategorik suç anlamı bağlanması ve suçun bireysel unsurlarının ayrıca araştırılmaması bakımından benzer hukuki riske işaret eder.

Ceza hukuku, geçmişte meşru olan bir davranışı yeni bir etiket üzerinden sonradan suç hâline getiremez. Delil, suçun varlığını göstermek için kullanılabilir; suçun kanuni unsurlarını sonradan üretmek için kullanılamaz.

20. Askerî okul öğrencileri bakımından ortaya çıkan özel mağduriyet

669 sayılı KHK ve daha sonra kabul edilen 6756 sayılı Kanun ile askerî eğitim sistemi yeniden yapılandırılmış; mevcut öğrencilerin askerî öğrencilik statüleri sona erdirilmiş ve sivil eğitim kurumlarına nakilleri düzenlenmiştir. Bu statü kaybı, öğrencilerin bireysel suçluluğu hakkında verilmiş mahkeme kararına değil, genel düzenlemeye dayanmıştır.

Eski askerî öğrenciler hakkında daha sonraki ankesör soruşturmalarında, öğrencilerin askerî okul geçmişi ile telefon analizleri aynı dosyada bir araya gelebilmektedir. Bu durum özel bir ispat sorununa yol açar.

Resmî ve yargısal yaklaşım

Soruşturma makamları, askerî görev veya eğitim geçmişini arama örüntüsünün bağlamını değerlendirmek için kullanabilir. Aynı okul, devre, sınıf, rütbe veya kuvvet içinde bulunan kişilerin peş peşe aranması, resmî yaklaşımda iddia edilen askerî yapılanmayla ilişkilendirilebilir.

Bu yaklaşıma yönelik hukuki eleştiri

Askerî okul geçmişi suç değildir. Kişinin askerî eğitim almış olması, teknik bir telefon kaydına kendiliğinden suçsal anlam kazandırmaz.

Şu soru cevaplandırılmalıdır:

Aynı telefon kaydı sivil bir kişi bakımından olağan, tesadüfi veya açıklanabilir görülürken, askerî okul geçmişi bulunan kişi bakımından neden otomatik olarak örgütsel anlam kazanmaktadır?

Eğer aynı veri yalnızca kişinin geçmiş kimliği nedeniyle daha ağır yorumlanıyorsa şu riskler doğar:

  • Seçici soruşturma,
  • Doğrulama yanlılığı,
  • Önce kişiyi hedef seçip sonra kayıtlardan suç anlamı üretme,
  • Masumiyet karinesinin tersine çevrilmesi,
  • Askerî okul geçmişinin fiil yerine geçirilmesi.

Eski öğrencilerin aynı okulda, sınıfta, koğuşta ve eğitim düzeninde bulunmuş olmaları; telefon ve kişi listelerinde birlikte görünmelerinin olağan kurumsal nedenlerini artırabilir.

Bu nedenle özellikle araştırılması gerekenler şunlardır:

  • Arama tarihindeki okul ve sınıf,
  • Numaranın fiilî kullanıcısı,
  • İzin, nöbet, hastane ve eğitim kayıtları,
  • Sabit hattın bulunduğu yer,
  • Hattın ortak kullanım niteliği,
  • Ardışık aranan kişilerin aynı yerde bulunma nedeni,
  • Aramanın cevaplanma durumu,
  • Tanığın öğrenciyi doğrudan tanıyıp tanımadığı,
  • Öğrencinin örgüt üyeliğini gösterdiği ileri sürülen bağımsız fiiller.

Önce genel bir işlemle askerî okul statüsünü kaybeden kişinin, yıllar sonra aynı askerî geçmiş nedeniyle şüpheli kabul edilmesi çift katmanlı mağduriyet riski doğurur. İlk statü kaybı, sonraki ceza yargılamasında suçluluk göstergesi olarak kullanılamaz.

Bir öğrencinin adının askerî okul listesinde ve telefon analizinde bulunması, onun özel kastını ispatlamaz. Kişinin yaşamı hakkında ağır sonuçlar doğuracak bir karar, geçmiş statüsüne değil kendi somut ve iradi fiillerine dayanmalıdır.

21. Sonuç

Ankesörlü veya sabit bir telefondan aranmak suç değildir.

Arama kaydı, örgüt üyeliğinin kanunda düzenlenen unsurlarından biri değildir. Bir trafik verisi en fazla belirli bir sabit hat ile belirli bir numara arasında teknik bağlantı bulunduğunu gösterebilir. Arayan kişiyi, telefonu kullanan kişiyi, görüşmenin içeriğini ve suçsal amacı kendiliğinden kanıtlamaz.

Ardışık, periyodik, kısa süreli veya farklı sabit hatlardan yapılan aramalar, istatistiksel örüntülerdir. Bu örüntüler:

  • Özel kastın,
  • Örgütün suç niteliğini bilmenin,
  • Örgüte katılma iradesinin,
  • Organik bağın,
  • Hiyerarşik dâhil oluşun,
  • Emir ve talimat ilişkisinin,
  • Süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğun

yerine geçirilemez.

Görüşmenin gerçekten gerçekleştiği ispatlansa bile haberleşme ve sosyal temas kural olarak meşrudur. Suç sonucuna ulaşılabilmesi için kişinin yapının suç niteliğini bildiği, bu amacı benimsediği ve hiyerarşiye bilerek katıldığı kendi eylemleri üzerinden ispatlanmalıdır.

Bir ankesör kaydındaki isim, numara veya örüntü kişinin iç dünyasını kanıtlamaz. Özel kast varsayımla kurulamaz.

Kişinin askerî okul geçmişi de teknik kaydı otomatik olarak suç deliline dönüştüremez. Aynı kayıt yalnızca kişinin geçmiş statüsü nedeniyle daha ağır yorumlanıyorsa seçici soruşturma ve doğrulama yanlılığı ortaya çıkar.

Mahkeme:

  • Ham veriyi,
  • Elde edilme yöntemini,
  • Teknik bütünlüğü,
  • Fiilî kullanıcıyı,
  • Çağrının gerçek durumunu,
  • Alternatif açıklamaları,
  • Tanık beyanlarının güvenilirliğini,
  • Suçun maddi ve manevi unsurlarını

ayrı ayrı değerlendirmelidir.

Bireyselleştirilmiş suç fiili ve her türlü makul şüpheyi gideren delil yoksa soruşturma, tutuklama ve mahkûmiyet hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz.

Ankesör analizlerinin çok sayıda dosyada insan hayatını, özgürlüğünü, mesleğini ve itibarını etkileyen belirleyici araçlara dönüşmesi yalnızca münferit hata ihtimali olarak görülemez. Kişiselleştirme, teknik denetim ve suçun kanuni unsurlarını arama yükümlülüğünün sistematik biçimde zayıflatılması, giderilmesi gereken bir adalet sorunudur.