← Kaynak arşivine dön
MevzuatDoğrulandı

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

T.C. Adalet Bakanlığı

Bibliyografik kayıt

Kaynak bilgileri

Başlık
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
Yayıncı / kurum
T.C. Adalet Bakanlığı
Yayın tarihi
17 Aralık 2004
Kaynak türü
Mevzuat
Doğrulama durumu
Doğrulandı
İlgili madde / sayfa / paragraf
CMK m. 52, 58, 134, 135, 148, 160, 201, 206, 210, 212, 215–217, 223, 230, 289 ve 311/1-f
İlgili içerik

Kısa alıntı veya özet

Tanığın dinlenmesi ve sorgulanması, gizli tanık, yasak ifade yöntemleri, önceki çelişkili ifadeler, delilin duruşmada ortaya konulup tartışılması, beraat, gerekçe, dijital inceleme ve yeniden yargılama hükümleri.

Editoryal değerlendirme

Editoryal not

Dijital ve trafik verisinin elde edilmesi ile hükme esas alınması, kanundaki usul, erişim ve ispat güvenceleriyle birlikte incelenmelidir.

Kaynak ilişkisi

Bu kaynağı kullanan makaleler

Ceza Yargılaması / Tanık Delili / TCK 314/2 / Askerî Öğrenciler / Adil Yargılanmaİncelendi

Tanık, İtirafçı ve Gizli Tanık Beyanları Ceza Yargılamasında Nasıl Değerlendirilmeli?

Tanık beyanı ceza yargılamasında önemli bir delil olabilir. Ancak bir kişinin başka biri hakkında “örgüt mensubuydu”, “sohbetlere katılıyordu”, “mahrem yapıdaydı” veya “bize bağlıydı” demesi, suçun kanuni unsurlarını kendiliğinden kanıtlamaz. Bu tür ifadeler çoğu zaman tanığın hukuki nitelendirmesini, kanaatini, duyumunu veya başkasından öğrendiği bilgiyi yansıtır. Mahkeme, etiketi tekrar etmek yerine tanığın hangi somut olayı nerede, ne zaman ve hangi koşullarda gördüğünü belirlemelidir. Sıradan tanık beyanının tek başına kullanılmasını mutlak biçimde yasaklayan genel bir kural bulunmasa da beyanın suçun bütün unsurlarını her türlü makul şüpheyi giderecek somutluk ve güvenilirlikle göstermesi gerekir. Buna karşılık 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun 9/8. maddesi, koruma tedbiri uygulanan tanığın beyanının tek başına hükme esas olamayacağını açıkça düzenler. Etkin pişmanlık, ceza indirimi veya tahliye beklentisi beyanı otomatik olarak geçersiz kılmaz; fakat bağımsız doğrulama ihtiyacını artırır. Aynı kolluk listesinden türeyen tanık teşhisi, kodlama kaydı ve teknik rapor ise ayrı deliller görünümünde olsa da tek bir başlangıç bilgisinin tekrarı olabilir. Sanık tanığın neden yanlış konuştuğunu veya kendisini neden listeye eklediğini açıklamak zorunda değildir. İspat yükü iddia makamındadır.

Adalet Arşivi Editörlüğü · Güncelleme 18 Temmuz 2026Oku →
Ceza Yargılaması / Dijital Deliller / Askerî Öğrenciler / TCK 314/2 / İnsan Haklarıİncelendi

Aday Numarası ve Kodlama İddiaları Nasıl Delile Dönüştürüldü?

Askerî okul aday numaraları, “Garson” adlı gizli tanıktan geldiği belirtilen dijital materyallerdeki A5, A4 veya B4 gibi kodlar ve FETÖMETRE adıyla kamuoyuna açıklanan risk analizi aynı delil türü değildir. Kaynakları, üretim yöntemleri ve kullanım amaçları farklıdır. Buna rağmen bu kayıtların ortak bir hukuki sorunu vardır: Kişi hakkında üçüncü kişilerce oluşturulan gizli sınıflandırmanın, kişinin kendi bilinçli ve iradi davranışı gibi değerlendirilmesi. Bir listede adın, telefonun, okul bilgisinin, aday numarasının veya kodun bulunması; listenin doğru olduğunu, kişinin bu kayıttan haberdar olduğunu, kodu benimsediğini, suç işleyen bir yapının niteliğini bildiğini veya örgüt hiyerarşisine katıldığını kendiliğinden kanıtlamaz. Savcılıklar aday numarası formüllerine, gizli tanık kaynaklı kodlara ve kurumsal risk analizlerine belirli anlamlar yüklemiştir. Yargıtay ise erişilebilen birçok kararında raporların duruşmada tartışılmasını, kaynak tanıkların dinlenmesini ve başka kişiselleştirilmiş delillerin araştırılmasını istemiştir. İspat yükü sanığa değil iddia makamına aittir. Devlet; listenin kaynağını, bütünlüğünü, kişiye aidiyetini, kodun anlamını ve somut suçla bağlantısını denetlenebilir delillerle göstermelidir. Aday numarası veya üçüncü kişinin verdiği kod, TCK 314/2’de aranan özel kastın, organik bağın ve hiyerarşik katılımın yerine geçirilemez.

Adalet Arşivi Editörlüğü · Güncelleme 18 Temmuz 2026Oku →
Ceza Yargılaması / Dijital Deliller / TCK 314/2 / Askerî Öğrencilerİncelendi

Ankesörlü Telefon Kayıtları Ceza Yargılamasında Nasıl Değerlendirilmeli?

Ankesörlü veya sabit bir telefondan aranmak Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmemiştir. Bir HTS kaydı, en fazla belirli bir sabit hat ile telefon numarası arasında belirli bir zamanda teknik temas bulunduğunu gösterebilir. Arayan kişinin kimliğini, telefonu fiilen kimin kullandığını, çağrının cevaplanıp cevaplanmadığını, görüşmenin içeriğini ve amacını kendiliğinden ortaya koymaz. Buna rağmen savcılıklar ve Yargıtay içtihadı; ardışık, periyodik, kısa süreli veya farklı sabit hatlardan tekrarlanan aramaları bazı dosyalarda örgütsel haberleşme iddiasının göstergesi olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım resmî içtihadın bir parçasıdır; ancak söz konusu örüntüler TCK 314/2’de düzenlenen bağımsız suç unsurları değildir. İstatistiksel bir benzerlik, kişinin örgütün suç niteliğini bildiğini, hiyerarşisine isteyerek katıldığını veya emir ve talimat aldığını kanıtlayamaz. Özellikle askerî okuldan uzaklaştırılmış eski öğrenciler bakımından askerî geçmişin teknik kayda peşinen suçsal anlam kazandırması; seçici soruşturma, doğrulama yanlılığı ve masumiyet karinesinin tersine çevrilmesi riski taşımaktadır. Kişiselleştirilmiş suç fiili ve her türlü makul şüpheyi gideren delil bulunmadan mahkûmiyet kurulamaz.

Adalet Arşivi Editörlüğü · Güncelleme 14 Temmuz 2026Oku →
Ceza Yargılaması / Dijital Deliller / TCK 314/2 / AİHM / Askerî Öğrencilerİncelendi

ByLock Yargılamaları ve AİHM Yalçınkaya Kararı

ByLock, 2014’te genel uygulama mağazalarında yayımlanan şifreli bir haberleşme uygulamasıydı. Türk makamları, uygulamanın resmî adlandırmayla “FETÖ/PDY” tarafından örgütsel ve gizli haberleşme amacıyla kullanıldığını kabul etti; MİT kaynaklı listeler, IP ve CGNAT kayıtları, GSM numaraları, kullanıcı kimlikleri ve çözümlendiği belirtilen mesajlar binlerce ceza dosyasının merkezine yerleşti. Ancak kişinin bir listede görünmesi, belirli bir internet aboneliğinden hedef IP’ye trafik kaydedilmesi veya kurum raporunda “kullanıcı” olarak gösterilmesi; uygulamayı gerçekten, bilerek ve bizzat kullandığını kendiliğinden kanıtlamaz. Kullanım ayrıca ispatlansa bile haberleşme uygulaması kullanmak, silahlı örgüt üyeliğinin bütün unsurlarıyla aynı şey değildir. Örgütün suç niteliğini bilme, bu amacı benimseme, hiyerarşiye bilerek katılma, özel kast ve organik bağ kişiselleştirilmiş delillerle ayrıca gösterilmelidir. AİHM Büyük Dairesi, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında ByLock kullanımına otomatik ve kategorik suçluluk sonucu bağlanmasını AİHS’nin kanunilik güvencesiyle bağdaşmaz buldu; savunmanın ham veriyi etkili biçimde inceleyememesi nedeniyle adil yargılanma ihlali de tespit etti. Mor Beyin vakası ise listelerin hata yapabildiğini resmî olarak gösterdi. Sorun, bir uygulamanın delil olup olamayacağından önce, devletin kişiye aidiyeti, bilinçli kullanımı ve somut suçu denetlenebilir biçimde kanıtlayıp kanıtlamadığıdır.

Adalet Arşivi Editörlüğü · Güncelleme 18 Temmuz 2026Oku →