Kısa kronoloji
25 Temmuz 2016: 669 sayılı KHK, Bakanlar Kurulu tarafından kabul edildi.
31 Temmuz 2016: KHK, 29787 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Ağustos 2016: MEB, askerî lise ve astsubay hazırlama okulu öğrencilerinin nakil başvuruları için süreç başlattı. Başvuruların 22 Ağustos 2016’ya kadar yapılması istendi.
9–20 Eylül 2016: ÖSYS puanı bulunmayan belirli askerî lise mezunları için 2016-ALÜGS tercih süreci yürütüldü.
9 Kasım 2016: 669 sayılı KHK’nin değiştirilerek kabul edilmesine ilişkin 6756 sayılı Kanun TBMM’de kabul edildi.
24 Kasım 2016: 6756 sayılı Kanun Resmî Gazete’de yayımlandı.
2017: Askerî öğrencilikte geçen sürenin üçte birinin erbaş ve er askerlik hizmetinden sayılmasına ilişkin düzenleme yapıldı.
2019–2024: Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, öğrencilerin statü, eğitim, mezuniyet ve yargıya erişim talepleri hakkında çeşitli kararlar verdi.
KHK’nin getirdiği düzenlemeler
669 sayılı KHK hakkında kamuoyunda sık kullanılan “bütün askerî okullar kapatıldı” ifadesi hukuken tam olarak doğru değildir.
KHK’nin daha sonra kanunlaşan hükümleriyle:
• Harp akademileri kapatıldı.
• Askerî liseler kapatıldı.
• Astsubay hazırlama okulları kapatıldı.
• Millî Savunma Bakanlığına bağlı Millî Savunma Üniversitesi kuruldu.
• Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları MSÜ bünyesine alındı.
• Astsubay meslek yüksekokulları MSÜ bünyesinde yeniden düzenlendi.
Dolayısıyla askerî liseler ve hazırlama okulları kurumsal olarak kapatılırken, harp okulları ile astsubay meslek yüksekokulları tamamen ortadan kaldırılmadı. Bu kurum türleri yeni yapı altında devam etti. Ancak 31 Temmuz 2016 tarihinde bu okullarda öğrenim gören öğrencilerin askerî öğrencilik statüleri korunmadı.
Bu ayrım önemlidir: Kurumun MSÜ çatısı altında devam etmesi, o tarihte okulda bulunan öğrencilerin aynı kurumda ve aynı statüyle eğitimlerini sürdürebildikleri anlamına gelmemektedir. Mevcut öğrenciler için sivil eğitim kurumlarına nakil sistemi oluşturuldu.
KHK ayrıca öğrenciler bakımından iki farklı mali sonuç öngördü. Öğrencilere statü kaybı veya nakil nedeniyle bir tazminat ödenmedi. Buna karşılık, daha önce askerî okuldan ayrılmış veya çıkarılmış öğrencilerden talep edilen eğitim gideri borçlarının tahsil edilmemesi kararlaştırıldı. Önceden ödenmiş tutarların ise iade edilmemesi benimsendi.
Öğrenciler üzerindeki eğitim ve askerlik sonuçları
Düzenlemenin en doğrudan sonucu, öğrencilerin yalnızca okul değiştirmesi değil, askerî öğrenci statülerinin ve bu statüye bağlı kariyer yollarının sona ermesi oldu.
Askerî lise öğrencileri, subay yetiştiren harp okullarına geçiş amacıyla hazırlanıyordu. Harp okulu ve astsubay meslek yüksekokulu öğrencileri ise doğrudan subaylık veya astsubaylık mesleğine yönelik bir eğitim sürecindeydi. Sivil okullara yapılan nakil, öğrencilerin eğitimden tamamen çıkarılmasını önledi; fakat askerî mesleğe giriş için takip ettikleri kurumsal yolu sona erdirdi.
Bu nedenle sonuçları yalnızca “öğrenciler başka okullara yerleştirildi” cümlesiyle açıklamak yeterli değildir. Düzenleme aynı anda şu sonuçları doğurdu:
• Askerî öğrencilik statüsünün kaybedilmesi,
• Askerî okulda aynı sınıf ve müfredatla eğitime devam edilememesi,
• Subaylık veya astsubaylığa uzanan meslek yolunun kesilmesi,
• Bazı öğrenciler bakımından bölüm, sınıf veya yarıyıl intibakı sorunlarının ortaya çıkması,
• Vakıf üniversitesini tercih edenler bakımından öğrenim ücreti yükümlülüğü oluşabilmesi,
• Askerlik hizmeti hesabının askerî öğrencilik statüsünden ayrı olarak yeniden yapılması.
Bu sonuçların her öğrenci bakımından aynı olmadığı da belirtilmelidir. Öğrencinin okul türü, sınıfı, sınav puanı, yerleştirildiği program, kabul edilen dersleri ve askerî okulda geçirdiği süre, yaşanan kaybın kapsamını değiştirebilmiştir.
Kaç öğrenci etkilendi?
MEB’in Ağustos 2016 tarihli açıklamasında, kapatılan beş ortaöğretim kurumunun 10, 11 ve 12. sınıf karşılığı düzeylerinde 3.103 öğrencinin bulunduğu bildirildi.
2019 tarihli bir TBMM araştırma önergesinde ise 16.409 kişinin askerî öğrencilik haklarını kaybettiği ileri sürüldü. Ancak bu sayının hangi okul türleri, sınıflar ve kayıtlar üzerinden hesaplandığı önerge metninde açıklanmadı.
Bu iki rakam aynı öğrenci grubunu göstermemektedir. MEB’in 3.103 sayısı belirli beş ortaöğretim kurumuyla sınırlıdır. 16.409 rakamı ise bütün askerî öğrenci gruplarını kapsadığı ileri sürülen bir milletvekili beyanıdır. Kamuya açık MEB, YÖK ve MSB belgelerinde bütün öğrenci gruplarını tek tabloda birleştiren konsolide ve kesin bir idari toplam tespit edilmiş değildir.
Başka eğitim kurumlarına nakil süreci
Ortaöğretim öğrencileri
Askerî lise ve astsubay hazırlama okulu öğrencilerinin, bu okullara girdikleri yıldaki sınav puanları dikkate alınarak MEB tarafından uygun ortaöğretim kurumlarına nakledilmesi öngörüldü.
MEB, öğrencilerin il veya ilçe nakil komisyonlarına 22 Ağustos 2016’ya kadar başvurmasını istedi. Başvurmayan öğrenciler için, askerî okula girdikleri yıldaki SBS veya TEOG puanlarına göre resen yerleştirme yapılacağı açıklandı.
Bu sistemde belirleyici ölçüt öğrencinin askerî okulda sonradan gösterdiği başarı veya sınıf sıralaması değil, okula giriş yılında aldığı merkezi sınav puanıydı.
Yükseköğretim öğrencileri
Harp okulları, astsubay meslek yüksekokulları ile askerî fakülte ve yüksekokullarda okuyan öğrencilerin, üniversiteye girdikleri yıldaki sınav puanları esas alınarak YÖK tarafından durumlarına uygun sivil fakülte veya yüksekokullara yerleştirilmesi düzenlendi.
Mezun durumda olmayan öğrenciler için merkezi yerleştirme ÖSYM aracılığıyla yürütüldü. İntibak, kayıt ve ders kabul işlemleri ise YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslara bırakıldı.
Öğrenciler en fazla 24 tercih yapabildi. Hem devlet hem de vakıf üniversitelerindeki programlar tercih edilebildi. Bununla birlikte vakıf üniversitesine yerleşen öğrencilerin öğrenim ücretini kendilerinin karşılayacağı belirtildi.
Bu nedenle nakil düzeni:
• Her öğrencinin ücretsiz bir programa yerleştirilmesini,
• Askerî okulda bulunduğu sınıftan birebir devam etmesini,
• Bütün derslerinin otomatik olarak kabul edilmesini,
• Askerî okulda hedeflediği mesleğe eşdeğer bir sivil meslek kazanmasını
garanti etmiyordu.
Askerî liseden doğrudan askerî yükseköğretime geçmiş ve ÖSYS puanı bulunmayan belirli öğrenciler için diploma notu veya askerî lise üniversite giriş sistemine dayalı özel bir yerleştirme yöntemi uygulandı. Bu kapsamda 2016-ALÜGS tercihleri 9–20 Eylül 2016 tarihleri arasında alındı. ALÜGS bütün eski askerî öğrencileri değil, ÖSYS puanı bulunmayan belirli bir grubu kapsıyordu.
Mezuniyet ve meslek hakkı kayıpları
En ağır sonuçlardan biri, mezuniyet aşamasına gelmiş öğrenciler bakımından ortaya çıktı.
6756 sayılı Kanun’un 105. maddesi, 30 Ağustos 2016 tarihine kadar mezun olabilecek durumda bulunan öğrencilerin askerî okul mezuniyet işlemlerinin yapılmamasını ve subay ya da astsubay olarak nasbedilmemelerini öngördü.
Bu kişilere tamamen diplomasız bırakılmalarını önlemek amacıyla sivil yükseköğretim kurumları üzerinden diploma verilmesi sistemi kuruldu. YÖK, okul türlerine göre koordinatör üniversiteler belirledi. Örneğin:
• Kara Harp Okulu için Gazi Üniversitesi,
• Deniz ve Hava Harp Okulları için İstanbul Teknik Üniversitesi,
• Gülhane Askerî Tıp Akademisi için Sağlık Bilimleri Üniversitesi,
• Jandarma ve Kara Kuvvetleri astsubay meslek yüksekokulları için Gazi Üniversitesi,
• Deniz ve Hava astsubay meslek yüksekokulları için İstanbul Teknik Üniversitesi,
• Bando Astsubay Meslek Yüksekokulu için Hacettepe Üniversitesi
koordinatör kurum olarak görevlendirildi.
Buradaki hukuki ve fiilî ayrım açıktır: Öğrenciler belirli koşullarda akademik diploma alabildi, ancak askerî okul diplomasının doğurduğu subaylık veya astsubaylık statüsünü kazanamadı.
Bu durum kamuoyunda sıklıkla “kazanılmış meslek hakkının ortadan kaldırılması” olarak eleştirilmektedir. Ancak incelenen AYM ve AİHM kararları, askerî öğrenciliği ve gelecekte nasbedilme beklentisini tamamlanmış ve koşulsuz bir kazanılmış hak olarak kabul etmemiştir. Bu nedenle “kazanılmış hakkın ihlal edildiği” ifadesi kesinleşmiş yargısal bir tespit değil, savunulabilir bir hukuki görüş olarak sunulmalıdır.
Buna karşılık mezuniyet şartlarını fiilen tamamlayan, tören veya nasıp aşamasına çok kısa süre kalan öğrencilerin durumunun daha ağır olduğu; diploma ile mesleğe atanma arasındaki bağın son anda kesildiği ve bireysel durumların ayrıca değerlendirilmesi gerektiği yönündeki eleştiriler hukuki tartışmanın önemli bir parçasıdır.
Yeniden askerlik hizmetine çağrılma meselesi
Askerî öğrencilerin sivil okullara nakledilmiş olması, askerlik yükümlülüklerinin tamamen sona erdiği anlamına gelmedi.
2017’de yapılan düzenlemeyle, askerî öğrenci olarak okulda geçirilen ayların üçte birinin erbaş ve er statüsündeki muvazzaf askerlik hizmetinden sayılması kabul edildi. Bu temel hesaplama, daha sonra yürürlüğe giren 7179 sayılı Askeralma Kanunu döneminde de sürdürüldü.
Örneğin bir kişinin askerî okulda geçirdiği sürenin tamamı değil, yalnızca üçte biri zorunlu askerlikten mahsup edilir. Kalan sürenin, ilgili dönemde uygulanan askerlik süresine göre erbaş veya er olarak tamamlanması gerekebilir.
Harp okulu ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinde geçirilen sürenin üçte birinin zorunlu hizmet süresini tamamen karşılaması hâlinde, temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan yedeğe ayrılma imkânı bulunmaktadır. Buna karşılık yedek subay veya yedek astsubay olmaya istekli olup bu statülere seçilenlerin önceki askerî öğrencilik süreleri hizmetten düşülmemekte ve ilgili statünün tam hizmet süresi uygulanmaktadır.
KHK 691 ne getirdi?
2017’de çıkarılan KHK 691, “terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı ya da irtibatı bulunduğu değerlendirilen” ve askerliğe elverişli kişilerin, MSB tarafından belirlenecek esaslara göre silahaltına alınmasına ilişkin genel bir hüküm getirdi.
Bu hüküm yalnızca “eski askerî öğrenci olma” sıfatına dayalı, bütün öğrencileri otomatik olarak askere çağıran bir düzenleme değildir. Uygulanması; idari değerlendirme, askerlik elverişliliği ve sevk işlemleri gibi ek koşullara bağlıdır.
Taranan kamuya açık mevzuat ve MSB kaynaklarında:
• 669 sayılı KHK kapsamındaki bütün öğrencilerin otomatik olarak yeniden askere çağrıldığını gösteren bir hüküm,
• Fiilen çağrılan eski askerî öğrencilerin toplam sayısı,
• Her öğrenci için uygulanan ortalama veya standart kalan hizmet süresi
tespit edilememiştir.
Bu nedenle “bütün eski askerî öğrenciler ceza olarak iki ay askere gönderildi” şeklindeki genellemeler doğrulanmış olgu olarak kullanılamaz. Bununla birlikte, eski öğrencilerin belirli bir süre için yeniden silahaltına alındıklarına ilişkin bireysel vakalar; sevk belgesi, askerlik durum belgesi veya hizmet çizelgesiyle doğrulandığında haberleştirilebilir. Belgelerdeki kimlik numarası, adres, birlik, barkod ve benzeri kişisel veriler yayımlanmadan önce gizlenmelidir.
Anayasal ve hukuki tartışmalar
Aşağıdaki başlıklar, düzenlemeler hakkında ileri sürülen hukuki değerlendirmelerdir. Bunların tamamı mahkemeler tarafından kabul edilmiş kesin ihlal tespitleri değildir.
Eğitim hakkı
Anayasa’nın 42. maddesi, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını düzenler.
Öğrencilerin sivil okullara yerleştirilmiş olması eğitimlerine devam etmeleri için bir yol sağladı. Buna karşılık bölüm değişikliği, ders ve sınıf kaybı, ücretli programa yerleşme, askerî eğitimle sivil program arasındaki uyumsuzluk ve meslek yolunun sona ermesi, eğitim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bakımından tartışıldı.
AİHM, Yıldız ve Diğerleri/Türkiye kararında askerî okuldan sivil üniversiteye naklin eğitim hakkına müdahale oluşturduğunu kabul etti. Ancak başvurucuların yüksek düzeyli üniversitelere yerleştirildiğini, diploma ve mesleki imkân elde edebildiğini belirterek üzerlerine aşırı bireysel külfet yüklenmediği sonucuna vardı. Başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez ilan etti.
Dolayısıyla AİHM’in “eğitim hakkı ihlali bulduğu” söylenemez. Aynı şekilde kararın, bütün öğrencilerin yaşadığı bütün kayıpları ayrı ayrı hukuka uygun bulduğu da ileri sürülemez.
Eşitlik ilkesi
Anayasa’nın 10. maddesi kanun önünde eşitliği güvence altına alır.
Askerî öğrencilerin, diğer üniversite veya lise öğrencilerinden farklı biçimde, bireysel durumları incelenmeden toplu bir statü değişikliğine tabi tutulduğu ileri sürülebilir. Ancak hukuki bir eşitlik ihlali sonucuna ulaşılabilmesi için öğrencilerin hangi grupla karşılaştırıldığı, grupların benzer durumda olup olmadığı ve farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçesinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
İncelenen kararlar arasında askerî öğrenciler lehine verilmiş müstakil bir eşitlik ihlali kararı tespit edilmemiştir.
Masumiyet karinesi ve sorumluluğun şahsiliği
Anayasa’nın 38. maddesi masumiyet karinesini ve ceza sorumluluğunun şahsiliğini güvence altına alır.
Öğrenciler hakkında bireysel bir suç isnadı veya mahkûmiyet bulunmadan askerî statülerinin sona erdirilmesi, bazı hukukçular ve eski öğrenciler tarafından sorumluluğun şahsiliği bakımından eleştirilmektedir.
Buna karşılık AYM, söz konusu hükümleri ceza yaptırımı olarak değil, askerî eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasına ilişkin bir tedbir olarak değerlendirdi. Bu nedenle “mahkemeler düzenlemeyi cezai toplu yaptırım olarak kabul etti” denilemez.
“Bireysel suç isnadı olmadan bütün öğrencilerin askerî statüsünün sona erdirilmesinin masumiyet karinesi ve şahsilik ilkeleriyle bağdaşmadığı” görüşü, yargısal bulgu değil, ayrıca gerekçelendirilmesi gereken bir hukuki tezdir.
Hukuki güvenlik ve meşru beklenti
Öğrencilerin askerî okullara girişte uzun sınav, sağlık ve güvenlik süreçlerinden geçmeleri; yıllarca belirli bir mesleğe yönelik eğitim almaları ve mezuniyet sonrası statü beklentisi taşımaları, hukuki güvenlik ve meşru beklenti tartışmalarının temelini oluşturur.
Karşı görüşe göre ise askerî öğrencilik, kamu hukuku alanına ait bir statüdür; devlet askerî teşkilatı ve personel yetiştirme sistemini kamu yararı doğrultusunda yeniden düzenleyebilir. AYM ve AİHM kararlarında askerî öğrencilik veya gelecekte nasbedilme beklentisi, tamamlanmış ve koşulsuz özel hukuk hakkı olarak değerlendirilmemiştir.
Etkili başvuru ve mahkemeye erişim
Anayasa Mahkemesi, Ömer Faruk Bayar kararında, doğrudan KHK’den kaynaklanan mezuniyet ve nasbedilmeme işlemi hakkında başvurucunun hiçbir yargısal incelemeye erişememesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
AYM, Mehmet Fatih Bulut ve Diğerleri kararında da benzer yaklaşımı sürdürerek yeniden yargılama kararı verdi.
Bu kararlar, başvurucuların subay veya astsubay olarak atanmasına hükmetmedi. İhlal, taleplerin etkili bir yargısal süreçte incelenmemiş olmasıyla sınırlıdır.
Danıştay 5. Dairesi de askerî öğrencilik statüsünün doğrudan KHK ile sona erdiği bölüm ile öğrencinin daha sonra MSÜ bünyesinde eğitime devam etmek için yaptığı başvurunun reddini birbirinden ayırdı. Daire, MSÜ’ye devam talebinin zımnen reddedilmesini ayrıca yargılanabilir bir idari işlem olarak kabul etti.
OHAL döneminde kalıcı yapısal reform
669 sayılı KHK yalnızca geçici güvenlik önlemleri getirmedi; askerî eğitim sisteminin kurumsal yapısını kalıcı biçimde değiştirdi.
Venedik Komisyonu, Türkiye’deki OHAL KHK’leri hakkında hazırladığı genel görüşte, olağanüstü hâl tedbirlerinin geçici nitelikte olması gerektiğini ve kalıcı yapısal reformların olağan yasama süreciyle yapılmasının daha uygun olduğunu belirtti.
Bu görüş 669 sayılı KHK’nin öğrenci hükümlerini doğrudan iptal eden veya bağlayıcı biçimde hukuka aykırı ilan eden bir mahkeme kararı değildir. Bununla birlikte, askerî eğitim sisteminin kalıcı biçimde değiştirilmesinin OHAL’in zorunlu kıldığı tedbir sınırlarını aşıp aşmadığı tartışmasına kurumsal bir dayanak oluşturmaktadır.
Resmî makamların yaklaşımı
Bu bölüm resmî makamların gerekçesini aktarmaktadır; açıklamalardaki bütün değerlendirmelerin her öğrenci bakımından bağımsız olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.
Türkiye Hükûmeti, Venedik Komisyonuna sunduğu memorandumda askerî eğitim kurumlarının, devletin “örgütsel sızma” olarak nitelendirdiği yapılanmanın etkisi nedeniyle yeniden yapılandırıldığını savundu.
Resmî yaklaşıma göre:
• 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü askerî eğitim ve personel yetiştirme sisteminde kapsamlı bir yeniden yapılanmayı zorunlu kıldı.
• Askerî eğitim kurumlarının farklı kuvvetler altında dağınık yapısı sona erdirilerek MSÜ bünyesinde merkezî bir sistem kuruldu.
• Öğrenciler eğitimden tamamen mahrum bırakılmadı; sivil lise ve üniversitelere yerleştirilerek eğitimlerine devam etmeleri sağlandı.
• Askerî öğrencilik statüsü, kamu hizmeti ve askerî teşkilatın yapısıyla bağlantılı bir statü olduğundan, sistem değişikliği kapsamında yeniden düzenlenebildi.
• Nakil ve sivil diploma verilmesi, öğrencilerin eğitim hakkını koruyan telafi edici önlemlerdi.
Anayasa Mahkemesi de 6756 sayılı Kanun’un askerî eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması ve öğrencilerin nakline ilişkin hükümlerinin iptali talebini reddetti. AYM, düzenlemeleri OHAL koşulları, kamu yararı, gereklilik ve ölçülülük çerçevesinde değerlendirdi.
Ancak resmî belgelerdeki “sızma” gerekçesi, her askerî öğrenci hakkında bireysel bir aidiyet veya suç tespiti yapıldığı anlamına gelmemektedir. Düzenleme öğrencilere, haklarında bireysel soruşturma veya mahkûmiyet bulunup bulunmadığından bağımsız olarak uygulanmıştır.
Karşı hukuki değerlendirmeler
Aşağıdaki görüşler kesinleşmiş yargı kararları deği…346 tokens truncated…ı tek tek incelenebilir, hakkında olumsuz tespit bulunmayan mezunların yeni sistem içinde değerlendirilmesi mümkün olabilirdi.
Karşı görüş ise subay veya astsubaylığa atanmanın yalnızca akademik mezuniyete değil, devletin askerî personel ihtiyacına ve kamu hukuku statüsüne bağlı olduğunu savunmaktadır.
Naklin kayıpları tam olarak gidermemesi
Sivil üniversiteye yerleştirme, öğrencilerin eğitimden tamamen çıkarılmasını önledi. Bununla birlikte askerî eğitim ile sivil program arasında tam eşdeğerlik bulunmaması; ders, dönem, burs ve barınma kaybı; öğrenim ücreti ve farklı şehirde yaşama zorunluluğu gibi sonuçların yalnızca diploma verilmesiyle giderilmediği ileri sürülmektedir.
Bu alandaki önemli araştırma eksikliği, nakil sonrası kaç öğrencinin sınıf veya dönem kaybettiğini, bölüm değiştirdiğini, eğitimini bıraktığını veya ek mali yükle karşılaştığını gösteren kapsamlı resmî istatistiklerin bulunmamasıdır.
Askerlik yükümlülüğünün ikinci bir kayıp oluşturması
Eski öğrencilerin askerî okullarda geçirdikleri sürenin tamamının değil yalnızca üçte birinin askerlikten sayılması, bazı öğrenciler bakımından yeniden silahaltına alınma sonucunu doğurabilmektedir.
Bu durum, yıllarca askerî disiplin ve eğitim altında bulunan kişilerin daha sonra erbaş veya er statüsünde kalan askerlik süresini tamamlamak zorunda bırakılması nedeniyle eleştirilmektedir.
Ancak uygulamanın hukuki değerlendirmesi, her öğrencinin okul türü, eğitim süresi, askerlik statüsü ve sevk belgesi üzerinden ayrı ayrı yapılmalıdır. Yeniden çağrılmanın bütün eski öğrenciler bakımından otomatik veya aynı süreyle uygulandığını gösteren kamuya açık resmî bir veri bulunmamaktadır.
Sonuç
669 sayılı KHK, askerî öğrenciler bakımından yalnızca bir okul kapatma düzenlemesi değildi. Türkiye’nin askerî eğitim sistemi yeniden kuruldu; bazı kurumlar kapatıldı, bazıları MSÜ bünyesinde devam ettirildi. Fakat mevcut öğrencilerin askerî statülerinin korunmaması, binlerce gencin eğitim, meslek ve hayat planlarında ani bir kırılmaya yol açtı.
Sivil okullara nakil, öğrencilerin örgün eğitim dışında kalmasını önleyen önemli bir mekanizma oldu. Bununla birlikte bu süreç askerî öğrencilik statüsünü, subaylık veya astsubaylık yolunu, aynı sınıfta devam garantisini ya da bütün ekonomik kayıpların karşılanmasını sağlamadı.
Yargı kararları da tek yönlü bir sonuç ortaya koymadı. Anayasa Mahkemesi düzenlemenin temel hükümlerini soyut norm denetiminde iptal etmedi. AİHM, eğitim hakkına müdahaleyi kabul etmekle birlikte aşırı bireysel külfet görmedi. Buna karşılık AYM bazı mezuniyet dosyalarında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini tespit etti; Danıştay ise belirli idari taleplerin yargısal incelemeye açık olduğunu kabul etti.
Bu nedenle konu, “bütün işlemler hukuka uygun bulundu” ya da “mahkemeler bütün öğrencilere dönüş hakkı tanıdı” gibi iki uç ifadeyle açıklanamaz. Temel sorun; askerî eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması ile öğrencilerin bireysel hak, statü ve beklentileri arasında adil bir denge kurulup kurulmadığıdır.
Aradan geçen yıllara rağmen bütün öğrencileri kapsayan resmî toplamlar, nakil sonrasındaki akademik kayıplar ve yeniden askerlik hizmetine çağrılanların sayısı konusunda önemli veri boşlukları devam etmektedir. Bu boşlukların giderilmesi; kişisel verileri korunmuş idari belgelerin, mahkeme kararlarının ve izinli öğrenci tanıklıklarının sistemli biçimde arşivlenmesini gerektirmektedir.